18 Şubat 2014 Salı

ÎMAM EBU MANSUR EL-MATURİDI ve TE'VİLÂTU'L-KUR'ÂN'DAKİ TEFSİR METODU

https://docs.google.com/file/d/0B8HCvt9Lvb2acUxmdUJ3SHo4anM/editM.Ragıp İmamoğlu
Diyanet İşleri Başkanlığı

TEFSİR
Mâturidî Devrine Kadar Anahatlarıyla Tefsîrin Gelişmesi:
İslâm'ın ana kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm, Hazreti Peygamber (S.A.S)'e, ihtiyaca göre ve tedricen nazil oldu.1[1] Lâfzı ve mânâsı vahye dayanır. 2[2] Peygamberimizin i nihailerinde Kur'ân-ı Kerîm, mushâf halinde toplanmış değildi. Çünkü Peygamber daha hayatta iken hükmü veya tilâveti nesh edilecek âyetler olabilirdi. Resûlullah'ın vefatıyla vahy kesilince Kur'ân âyetlerinin bir araya toplanmasına sıra gelmiş oldu. İşte bu işi de Ashâb'dan, başta Hz. Ebû Bekir (H.Ö.51-13/573-634) ve Osman b. Affân (H.0.47-35/577-656) olmak üzere dört halîfe ve diğer muhterem zevat yerine getirdi. 3[3]
Kur'ân-ı Kerîm'in nüzûlündan maksat, manâsını anlamak ve gereğine uymaktı. 4[4] Peygamber Efendimiz, Ashâb'ına Kur'ân-ı Kerîm'in mânâsını da öğretmiştir. 5[5]Gerçi Peygamber'in, Kur'ân'dan, sayılacak kadar az âyet tefsîr ettiği rivayetleri vardır. Bu görüşü, Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd et-Tâberî (224-310/839-923), Muhammed b. el-Hadir b. Teymiyye el-Harrânî (542-622/1148-1225) ve çoğunluk kabul etmiyo. 6[6]
Onlara göre, Peygamber Kur'ânı tefsîr etmiştir. Gerçekten Kur'ân'dan bir kısım âyetlerin te'vîlini ancak Allah bilir. Bunları, kendisinden başkası bilemez. 7[7]Tâberî'nin de dediği- gibi, insanlara gerekli olan ve ancak Peygamber'i beyânıyle anlaşılabilecek âyetlerin mânâsını Allah Teâla Resûl'üne bildirmiştir. 8[8] Bunlar da öyle sayılacak kadar az değildir. Bilakis çoktur. Bu âyetleri Cenâb-ı Peygamber sünnetiyle açıklamıştır. Bâzı âyetlerin mânâları da, gereği gibi lisâna âşinâ olmakla anlaşılabiliri. 9[9] Esasen Kur'ân-ı Kerîm'in bizzat kendisi de, mânâsının incelenmesi ve anlaşılması gereğine büyük önem verin. 10[10]
Ebû Abdi'r-Rahmân Mucâşi' es-Sülemî (Ölm. 36/656): "Bize, Kur'ânı okutan Osman b. Affân, Abdullah b. Mes'ûd (Ölm.32/653) ve diğer sahâbîler, Peygamber'den on âyet öğrendikleri zaman bu âyetle rdeki ilim ve ameli kavramadıkça daha ileri geçmezlerdi. Bu sebeple bir sûreyi anlamak için, onun
1[1] El-lsrâ sûresi, Syet: 106; el-Furkân sûresi, âyet: 32.
2[2] Mfituridî, Te'Vftâtu't'Kur'ân, s.853a (Yazma-Selimağa Kütüphanesi, No: 40)
3[3] Ebû Bekr es-Sİcistanî, İbn Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhlf s.3-18 (Arthur Jeffery tahkîk ve neşri, Mısır -1936); ibn Nedîm, el-Fihrist s.24-28, Beyrut-1964; Es-Süyûtî, al-İtk&n 1:71-2, Mısır-1278
4[4] İbrahim sûresi, âyet:4; Sâd sûresi, âyet:29.
5[5] En-Nahl sûresi, âyet:44.
6[6] İbn Teymiyye, Mukaddime f! Usûti't-Teteîr s.5, Dimaşk-1355; İbn Cerîr et-Taberî, Cûmiul-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân, 1:39, Mısır-1954.
7[7] Âl-i İmrân sûresi, âyet:7.
8[8] En-Nahl sûresi, âyet:44.
9[9] İbn Cerîr et-Taberî, Cdmiu'l-Beyân, 1:33,39 ve 41.
10[10] Kur'an, ayetlerinin mânâsı üzerinde düşünmeyi emreder. Ancak O'nu tefsîr etmek pek kolay değildir. Nitekim Ahmed b. Halil Şemse'd-Dîn el-Huveyyî (Ölm.637/I239)'de bu hususta: "-Kur'ân'ın tefsiri öyle kolay değildir. O'nun ibaresi başka ibarelere benzemez. Çünkü O, Allah Kelâm-ı'dır. Allah'ın muradını, ancak Peygamberi vasıtasıyla öğrenebiliriz. Her ayeti açıklamağada Peygamber me'mur ve me'zun değildi. Bunda Allah'ın, kitabı üzerinde insanlann düşünmelerini murâd ettiği gibi bir hikmet vardır. Bu ise, insanları Kur'ân'ı incelemeye teşviktir." diyor. (Bedre'd-Dîrı ez-Zerkeşî, el-Bur'hân fi Ulümi'l-Kur'ân, 1:16, Mısır-1957).
üzerinde uzun müddet kalırlardı." diyor. Enes b. Mâlik (H.Ö.10-93/612-712): "Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyan (anlayan) kimse gözümüzde büyürdü. Abdullah b. Ömer (H.Ö. 10-73/613-692) Bakara sûresini kavramak için yıllarca (bir rivayete göre 8 yıl) çalışmıştır." diyor.
11[11]
Abdullah b. Mesûd, okuduğu sûre üzerinde konuşur ve bütün gün onu tefsir ederdi. Ve yemînle te'yid ederek: "Kur'ân'da hiç bir âyet yoktur ki, onun nerede ve ne hakkında nazil olduğunu bilmeyeyim. Allah'ın Kitabını benden daha iyi bilen birisinin yerini öğrensem ve oraya gidebilsem, muhakkak giderim." derdi. 12[12]
Sahâbî müfessirler, Kurân'ın tefsirine çalışıyorlardı. Fakat "Bu âyetten Allah'ın muradı budur." derken, bunun sorumluluğunun idrâki içinde, tefsiri ağır ve büyük bir mesele olarak görüyorlar, hataya düşmemek için de çok dikkatli ve ihtiyatlı davranıyorlardı. Bu sebepledir ki, sahabenin tefsîri kısa olmuştu. 13[13]Ashâb arasında tefsirde ihtilâf çok azdır. Tabiîn devrinde ise, bu ihtilâf biraz daha fazlalaşmıştır. Tabiîn, tefsîri Ashâbdan almıştır. Nitekim sünneti onlardan aldığı gibi. Mücâhidb. Cebr (21-104/642-722): Ben, Kur'ân'ı İbn Abbâs (H.Ö.3-68/619-687)'dan okudum. Her âyet üzerinde durarak, tefsirini kendisinden sordum." diyor. Bunun için, Muhammed b. İdrîs eş-Şâfii (150-204/767-820), İmâm Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî (194-256/810-870) ve Ahmet b. Hanbel (164-241/780-855) ve diğer müfessirler, Mücâhid'in tefsirine itimâd ederlerdi. Sufyân es-Sevrî (97-161/716-778) de: "Tefsirde, Mucâhid'den gelen bir haber sana gelirse başkasını arama, o sana yeter." demiştik). 14[14] Te'vîlâtta da, Mucâhid'den çok nakiller vardır.15[15]
Tefsir Ve Te'vil
Tefsir, veya bunun maklûbu olan kökünden gelir. Muhtelif anlamları arasında keşf etmek, izhâr etmek, aydınlatmak ve kapalı bir şeyi açmak mânâlarına gelir, tef'îl vezninde mastardır. Tefsîr, Kur'ân âyetlerinin mânâlarını açıklayan dinî bir ilim kolu olarak kullanılır. Fakat sadece Kur'âna tahsîs edilmemiş, başka yerlerde de kullanılmıştır. Te'vîl ise, daha çok semavî kitapların açıklanmasına denir. 16[16]
Te'vîl, dönmek, asla yönelmek, mânâsına olan kökünden tefîl vezninde mastardır. 17[17]Mâturidî de, ayı kökten:
Te'vît, işin varacağı yer ve neticesidir," diyo18[18] İbn Cerîr et-Taberî'de bu görüştedi19[19] Te'vîl, tefîl babından teksîr (fiilde) içindir. 20[20]Aslı bulmak için çok vecihlere başvurmak anlamını tazammun eder. Mâturidî, Kur'ân-ı Kerîm'deki "Te'vV" kelimelerinin mânalarına bu noktadan gide. 21[21] Râgıb İsfahânî el-Hüseyn b. Muhammed b. Mufaddal Ebu'l-Kâsım (Ölm.502/1108) da, Kur'ân'da geçen "Te'vîl" kelimelerine aynı manâları vermiştir.
Tefsir ve Te'vîl terimleri arasında muhtelif farklar ileri sürülmüştür. Biz burada yalnız Mâturidî'nin görüşünü kendi ifâdelerinden açıklamakla yetineceğiz.
11[11] İbn Cerîr et-Tabert, Cûmiu'l-Beyân, 1:35-7; İbn Teymiyye, Mukaddimetu't-Tefsîr, 3.5.
12[12] İbn Carîr et-Tftberî, Câmiu'l-Beyân, 1:36; MâturidT, Te'vilât, 910a.
13[13] İbn Carîr et-Taberî, Câmİu'l-Beyân, 1:37-38.
14[14] ibn Teymiyye, Mukaddimetu't-Tefsîr, s.6.
15[15] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 5-6.
16[16] Usânu'l-Arab, (5:55); Tâcu'Mrûs, (3:470); Tefsîr Maddesi. ez-Zerkeşt, oİ-Burhân 2;147.
17[17] ibn Cerîr et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, 3:114, Mısır-1324 tabı; Râğıb el-İsfahânî, Müfredat liGarlbi't-Kur'an,
s.30, Mısır-1324.
18[18] Mâturidî, Te'vîlât, 72a, 251b.
19[19] İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, 3:114.
20[20] Eyyûb b. Mûsâ el-Husaynî Ebû'l-Bekâ, Külliyât, s.105, Mısır (Buiâk) 1280; Ez-Zerkesî, el-Burhân 2:148.
21[21] Te'vîlât 251b) Râgıb İsfahânî, Müfredat s. 30 den geldiğini söyleyenlerde vardır.
"Tefsîr Ashabın, te'vîl ise fukahânındır. 22[22] sözünün manâsı şudur: Ashâb, Peygamber ile beraber bulunmuş, âyetlerin nüzulünü ve nüzul sebeplerini bizzat müşahede etmişlerdir. Binâenaleyh O'nların tefsiri, isabet ve kesinlik ifâde etme bakımından çok önemlidir. 23[23]Nitekim Muhammed b. Hamza el-Fenârî (751-834/1350-1431)'nin ve Mâturidî'den naklettiği üzere, tefsîr, rivayet olunanı bizzat müşahede edenin açıklamasıdır. Çünkü o, bilerek söyler; başkaları ise re'y ile söylerler. Bu itibârla tefsir sahabe'ye te'vil ise fu kah aya aittir. Binaenaleyh İmamlardan noklolunan ve fu kah ân in da görüşlerini üzerine bina ettikleri (açıklamalar) te'vîldir, tefsîr değildi. 24[24]
Tefsîr, hakikatte, "Allah'ın bu lafızdan muradı şudur" diye kesin karar vermektir. Eğer bu, sahîh haber ve icma-ı ümmet gibi kat'î bir delile dayanıyorsa, doğru tefsîr olur. Şayet böyle bir delîle dayanmıyorsa, re'y ile yapılmış yanlış bir tefsîr olur ki, bu haramdı, 25[25]çünkü bu delilsiz olarak Allah'ın murâdını tayin etmektir. Te'vîl ise, âyetin manâsı üzerindeki ihtimâlleri kesin olarak değil, zann-ı galip ile açıklamaktır. Nitekim, bu lafız şu, şu manâlara gelir ama umûmî esâslara göre bu manâ daha uygun düşmektedir, diye tercîh yapılabilir. Bunda kesinlik yoktur.
Söz gelimi, müfessirler cümlesinin tefsîrinde ihtilâf ettiler. Bir kısmı, burada Allah, kendi kendine hamd ediyor derken, diğer bir kısmı da, buradan insanların Allah'a hamd etmekle em rol undu klan manâsını alıyorlar. Şimdi ise, "bu mânâlardan Allah'ın muradı budur, öbürü değildir" diyen, ihtimâle müsâid olan böyle bir yerde re'y ile tefsîr etmiş ve delilsiz olarak Allah'ın muradını ta'yin etmiş olur. Bu sakıncalıdır. Eğer, "âyet, her iki mânâya da alınabilir" der ve birisini tercîh ederse, bu te'vîl olur. Tefsirde bir vecih, te'vîlde ise muhtelif vecihler vardır.26[26]
Alâu'd-Dîn Muhammed b. Ahmet Ebû Bekres-Semerkandî(Ölm.575/1180), Mâturidî'nin te'vîl ve tefsîr hakkındaki bu sözlerini naklettikten sonra: "-Mâturidî, hadîs-i şerîfde ifâde buyurulan mes'ûliyete düşmemek için bu kitabına "Tefsîr" demekten kaçınmış, "TE'VİLÂT" ismini vermiştir." diyor. 27[27]
Tefsirin Kaynakları
1- Kur'ân-ı Kerîm: Tefsîrin birinci kaynağı, Kur'ân-ı Kerîm'in kendisidir. Bir yerde mücmel olarak geçen âyet, başka bir yerde diğer bir âyetle tefsîr edilir. Bir yerde muhtasar geçen âyet, bir başka yerde genişletilir. Bir yerde mutlak olarak geçen âyet, diğer bir yerde takyîd edilir. Bir yerde âmm olarak geçen âyet, bir başka âyetle tahsîs edilir. Binâenaleyh Kur'ân-ı Kerîm tefsîr edilirken, baş vurulacak ilk kaynak, yine Kur'ân'ın kendisidir. Kıraat ve mushaf farkları da, tefsîrde yararlanılan önemli unsurlardır. 28[28]
2- Sünnet: Tefsîrin ikinci kaynağı, Peygamberimizin sünnetidir. Nitekim Hz. Peygamber;
Bana, Kur'ân ile beraber O'nun bir misli daha verildi. 29[29] buyurmuşlardır. Resûl-i
22[22] Abdu'l-Azîz b. Ahmed b. Muhammed el-Buhârî, Şerh Usûli'l-P&zdevt, 1:45, İmnbul-1308.
23[23] Mâturidİ, Te'Vtiât, 1b.
24[24] Molla Fenârî, Aynu'l-A'yân Kitâb Tefsîri'l-Fâtiha, s.6, İstanbul, 1325.
25[25] Et-Tirmîzt, (el-Câmiu's-Sahîh-bi Şarhi İbni'l-Arabî, 11:67-68, Kâhire-1350-1353), Ahmed b. Hanbel (el-Musned, 1:269) Mısır-1313), et-Tâberî (Câmiu'l-Beyân 1:77), ibn Kesîr, (Tefstnj-I-Kur'ânft-Azım 1:5, Kâhire-1373)in ibn Abbâs (R.Anhumâ)'dan naMettikleri hadîs-i şerîf, Kur'ân'ı re'y ile tetsîr etmenin
haram olduğunu ifâde etmektedir. Bu hususta fazla bilgi için bkz. es-Semerkandî, Te'vîlat şerhi s. ib-2b (yazma, Hâmidiye -Süleymâniye), No:176); İbn Teymiyye Mukaddimetû 't-Tefsır, s:29.
26[26] Mâturidî, Te'vtlât, 1b; Es-Semerkandî, Te'vîlât Şerhi, 2a; Es-Süyûtî Abdu'r-Rahmân b. Ebî Bekr Celâle'd-Dîn, el-itkân ff Ulûmi'l-Kur'ân, 2:204, Mısır (Bulak), 1278.
27[27] Es-Semerkandî, Te'vilât Şerhi, 2a. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 6-8.
28[28] ez-Zerkeşî, e\-Burhân, 2:175; es-Süyûlî, ei-İtkân 2:207.
29[29] Ahmed b. Hanbel, e\-Müsned, 2:129; 4:131; {Mısır, Meymeniyye, 1313); Ebû Dâvûd, es-Sünen 2:505, Mısır, 1371/1952.
Ekrem, aslında vahyden ibaret olan
30[30]sünneti ile Kur'ân-ı tefsîr ederdi. Sahâbe-i Kiram da, âyetlerin açıklanması için O'na başvuruyorlardı. 31[31] Daha çok açıklamaya ihtiyaç duyulan namazın vakitlerini, rekatlarını ve nasıl kılınacağını32[32] haccın menâsikini33[33] zekâtın nisâb ve miktarını34[34]belirtmek suretiyle de Resûlüllah, Kur'ân-ı sünnetiyle tefsîr etmiştir. 35[35]
3- Sahabe Tefsiri: Âyetin manâsı sünnet İle de hail edilemediği takdirde, sahabenin tefsirine başvurulur. Sahabe, Kur'ân-ı Peygamber'den bizzat dinledikleri ve âyetlerin nüzulüne şahid oldukları için özel ve sağlam bir tefsir yeteneğine sahip idiler. Sahabenin tefsîri, esas itibariyle Hz. Peygamber'den naklettikleri bir rivayet tefsîridi.36[36]
4- Lügat: Arap dili de, tefsirin önemli bir kaynağıdır. Bu kaynaktan sahabe de yararlan m işti. 37[37]
5- Muktazâ ile tefsir: Yâni lüzumlu olan ilim ve kaynaklardan istifâde ederek, içtihâd ile tefsirdir. Sahabe de muktazâ ile tefsîr yapmıştır. Bu sebeple -az da olsa- sahabe arasında da tefsirde görüş farkları olmuştur. 38[38] Ez-Zerkeşî Bedre'd-Dîn Muhammed b. Abdillah (745-794/1344-1392), "- Bâzılarının, re'y ile tefsirin mutlak olarak kabul edilemeyeceği görüşüne zâhip olduklarını, Alî b. Muhammed b. Habîb Ebu'l-Hasan el-Mâverdî (364-450/974-1058)'nin "El-Uyûn ve'n-Nüket" adlı eserinden naklediyor ve el-Mâverdî'nin de bu görüşü kabul etmediğini belirtiyor." Devamla da: "Re'y (muktezâ) ile tefsirin mutlak olarak kabul edilemeyeceği görüşü doğru olsaydı, Kur'ân'dan istin bât mümkün olamayacak ve hatta O'nun büyük bir kısmı da an lası lam ayacaktı" diyor. 39[39]Muktazâ ile tefsîr, ehl-i tefsîr tarafından kabul edilmiştir. Ancak delilsiz olarak, mücerred re'y ile tefsîr de caiz değildir. 40[40]
Sahabe ve Tabiînden Meşhur Müfessirler:
Sahabe ve Tabiînin meşhur müfevssirlerinin isimlerini, Mâturidî'nin kaynaklarını anlatırken zikredeceğiz. Biz burada sâdece bu müfessirler hakkında bilgi için müracaat edilebilecek kaynaklardan bâzılarını dipnotta göstermekle yetiniyoruz. 41[41]
Tefsirin Tedvini
Tefsîrin tedvînine, Emevî devrinin sonlarında ve Abbasî devrinin başlarında başlanmıştır. Sahabe, tefsîri Peygamber'den rivayet ve birbirlerinden naklediyorlardı. Tabiîn ise, Ashâb'dan rivayet ve yine birbirlerinden nakil
30[30] en-Necm sûresi, âyet: 3-4.
31[31] ez-Zerkeşî, e\-Burhân, 2:156; İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1:41.
32[32] el-Buhârî Muhammed b. İsmâîl, e\-Câmiu's-Sahirı, 1:155, İstanbul, 1324; Ahmed b. Hanbel, et-Mösned 5:53.
33[33] Ebu'l-Huseyn Müslim el-Haccac b. Müslim el-Kuşeyrî, el-Camİ'us-Sahih, 4: 79, Mısır.
34[34] el-Buhârî, e\-CâmiuSSahih, 2:124-125; Müslim, e\-Câmiu's-Sahm, 3:66-67.
35[35] ez-Zerkeşî, a\-Burhân, 2:156.
36[36] İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1:41; İbn Teymiyye, Mukaddimetu't-Tefsk, S.25; 6z-Zerkeşî, el-Surtıân, 2:157; Es-Süyûtî. el-İtkân, 2:207.
37[37] İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu'l-B0yân, 1:41; ez-Zerkeşî, el-Burtıân, 3:160; Es-Süyûtt, eUİtkân, 2:213.
38[38] Ez-Zerkeşî, a\-Burhân, 2:161; Es-Süyûtî, el-İtkfin 2:212-3.
39[39] Ez-Zerkeşî, el-Burhan, 2:162-3.
40[40] Ez-Zerkeşî, el-Burhân, 2:161. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 8-9.
41[41] Ez-Zerkeşî, e-Surfıân, 2:158; Es-Süyûtî, etitk&n. 2:223,225; Şah Veliyyullah Ahmed b. AbduT-Rahîm ed-Dı«etf, E\-Fevzu'l-Kobtr fi Usûli't-Tefslr, s.106 (Mec dupd-Dîn el-Firûzabadfnin "Sifru's-Seade"sinin kenarında), Mısır, 1295; İbn Teymiyye, ^-Mukaddime, s.28.
Not: Bu kaynaklarda, sahabe ve TabİIn'in tefsiri hakkında da bilgi verilmektedir. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 9.
yapıyorlardı.
Dahs sonra tefsîr, hadîsin bir kısmı olarak işlendi. Hadîs toplanırken, bu meyanda tefsîr de toplanır oldu. Şu'be b. el-Haccâc (82-160/701-776), Vekî
b. el Cerrah (129-197/746-812), Süfyân b. Uyeyne (107-198/725-814) gibi ze-vat daha çok hadîs imamlarıdır. Bunların tefsîr toplamaları, aynı zamanda hadîs toplamak oluyordu. Onun için toplanan bu tefsîrler, rivayet silsilesiyle zabt ediliyordu. Bu tefsirlerden sadece Abdu'r-Rezzâk'ın tefsiri zamanımıza gele-bilmiştir.42[42]
Bunu takiben tefsîrin, hadîsden ayrıldığını ve başlı başına bir ilim kolu olarak, Kur'ân'ın mushaf sırasına göre âyet âyet tefsîr edildiğini, böylece tefsîrin bir tertibe girdiğini görüyoruz. İbn Mâceh Muhammed b. Yezîd (209-273/824-887), İbn Cerîr et-Taberî (224-310/839-923), İbnu'l-Munzir Muhammed b. İbrâhîm Ebû Bekr en-Nîsâbûrî (242-319/856-931) ve İbn Ebî Hatim Abdu'r-Rahmân Ebû Muhammed er-Râzî (240-327/854-938) gibi müfessirler, bu tarzda tertip üzere tefsiri geliştirmişlerdir. Bu zevatın tefsîrleri rivayet tefsirleridir. Ancak İbn Cerîr et-Taberî'nin tefsîri, rivayet tefsîri olmakla beraber dirayet yönleri de vardır. 43[43]
Kur'ân'ın Kur'ân'la tefsîri, Kur'ân'ın sünnetle tefsîri ve Sahabenin kavliyle tefsîr, "Tefsîr bi'l-Me'sûr"öur. Tabiîn tefsirinin me'sur olup olmadığı ihtilaflıdır. 44[44] Dirayet tefsiri, lüzumlu esâslar içinde yapılan ve makbul olan re'y tefsirine denir. Daha sonra tefsîre, mevzu hadîsler ve yabancı bilgiler de karışmıştı. 45[45]
Lûgatçılar lügat yönünden, kelâmcılar kelâm yönünden, fakîhler fıkıh yönünden ve mutasavvıflar da tasavvuf yönünden Kur'ân'ı tefsîr etmişlerdir. Ancak bunlar, tefsîrden ziyâde kendi görüşlerini Kur'ân ile takvîye etmeye çalışmışlardır. Ayrıca firak-ı dalle (şia ve mu'tezîle gibi) de, kendi görüşlerine doğru Kur'ân'ı te'vîle gitmişlerdir.
Buraya kadar tefsîrin durumunu anahatlarıyla özetlemeye çalıştık. Ayrıca Mâturidî devrine kadar yazılmış bulunan Tefsîru'l-Kur'ân, Meâni'l-Kur'ân, Müşkilu'l-Kur'ân, Mecâzu'l-Kur'ân, Garîbu'l-Kur'ân, Lûgatu'l-Kur'ân, Nâsihu'l-Kur'ân, Mensûhu'l Kur'ân, Ahkâmu'l-Kur'an ve kıraate dâir çeşitli eserler için İbn Nedim'in el-Fihrist (s. 33-38)'ine bakınız.46[46]
Maturidi'nin Hayatı Ve Eserleriyle İlgili Kaynaklar
1-Alâu'd-Dîn Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed es-Semerkandi, Şerh'u Te'vllâti'l-Mâturidî (Yazma, Süleymaniye-Hâmldiye No: 176).
2-Bağdatlı İsmâîl Paşa, Hediyyetü'l-Arifîn Esmâu'l-Müelllfîn ve Asâru'l-Musannifîn, İstanbul 1951-1955 (2. Cilt).
3- El-Beyâzî, Kemalu'd-Dîn Ahmed, İşârâtu'l-Merâm min İbârâti'l İmâm, Mısır 1368(1. Cilt).
4- Brockelmann Cari, Geschichte der Arabischen Literatür, Leiden 1944-1949; Supplement bande, Leiden 1937-1942 (4. Cilt).
5- Ebu'l-Mu'în en-Nesefî, Meymûn b. Muhammed, Tebsiretu'l-Edİlle (Yazma, Nuruosmanlye No: 2097).
6- Ebu'l-Mu'în en-Nesefî, Meymûn b. Muhammed, Tebsiretu'l-Ed ille1 den, Prof. Muhammed Tâvît et-Tâncî tarafından Mâturidî'nln İlmî çevresi ve eserleriyle İlgili tesbit edilen metin, (A.Ü.İ. Fakültesi Dergisi, c.4, sayı 2, Ankara 1955).
42[42] Bu tefsîrin bir nüshası A.Ü.DÎI ve Tarih-Coğrafya Fakülte» Kütüphanesi ismail Sâib Sancar Kolleksiyonu 4216 numarada bulunmaktadır. Bu nüsha 210 varak olup, 250x175, 210x135 mm. eb'adındadır. Her sayfasında 27 satır vardır.
43[43] Es-Süyûtî, el-İtkân, 2:226.
44[44] İbn Teymİyye, Mukaddimetu't-Tefsfr, s.28; Ez-Zerkeşî, &\-8urhân, 2:158; Es-Süyûtî, el-İtkân, 2:225-226
45[45] ibn feymiyye, Mukaddimetu't-Tefsfr, s.19; Ez-Zerkeşî, gl-Burhân, 2:156.
46[46] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 9-10.
7- Hayre'd-Dîn ez-Ziriklî, el-A'lâm Kâmûsu Terâcim, Beyrut, 1969, (12. Cilt).
8- bn Kutlubuğa Kasım, Tâcu't-Terâclm fî Tabakâtİ'l-Hanefiyye, (Yazma, Ayasofya No: 3451).
9- İslam Ansiklopedisi.
10- Kâtip Çelebi, Hâcî Halîfe, Keşfu'z-Zünün an Esâmi I-Kütübi ve'l Fünûn, İstanbul, 1940-1943 (2. Cilt).
11- Kestelt Musllhu'd-Dîn Mustafa, Şerhu'l-Akâldi'n-Nesefiyye, Kahire 1326(1. Cilt).
12- El-Kureşî, Abdu'l-Kâdir b. ebî'l-Vefâ Muhammed, el-Cevâhiru't Mudîe fî Tabakâti I-Hanefiyye, Haydarâbâd, 1332 (2. Cilt).
13-El-Leknevî, Muhammed Abdu'1-Hayy, el-Fevâhidu'1-Behiyye fî Terâcimi'l-Haneflyye, Mısır 1324 (1. Cilt).
14- El-Mâturidî, Kitâbu't-Tevhîd (Nâslr'in Mukaddimesi), Dr. Fethullah Huleyf tahkik ve neşri, Beyrut, 1970 (1. Cilt).
15- El-Mercânî, Şihâbe'd-Dîn b. Behâi'd-Dîn, Haşiye ala'l-Celâl (ed-Devvânî), İstanbul 1307 (1. Cilt).
16- Es-Sem'ânî, Ebû Sa'd Abdu'l-Kerîm b. Muhammed el-Mervezî, Kitâbu'l-Ensâb, Leiden 1912.
17- Şihâbe'd-Dîn Ahmed b. Yahya el-Kirmânî, Mesâiiku'l-Ebsâr (Yazma, Ayasofya No: 3419).
18- Taşköprü-zâde Ahmed b. Mustafa, Miftâhu's-Seâde ve Misbâhu's Siyâde, Haydarâbâd 1329; Mevzuatu'l-Ulûm, İstanbul 1313 (2. Cilt).
19-Takiyyu'd-Dîn et-Temîmî b. Abdi'l-Kâdlr, Et-Tabakâtu's-Seniyye fî Terâcimi'I-Hanefiyye, (Yazma, Ayasofya o: 3295).
20- Ez-Zebidî, Es-Seyyid Murtâzâ Muhammed b. Muhammed el-Husaynî, İthafu's-Sâdetn-Muttakîn b i-Şerh I Esrâri İhyâhu Ulûmi'd-Dîn Kahire.47[47]
BİRİNCİ BÖLÜM
İMÂM EL-MÂTURİDÎ
(Öl. 333/944)
Ehl-i Sünnet akîdesi ve Kelâm İl m in deki büyük mevkiine, fıkhî yönüne, derin ve geniş kültürüne ve bırakmış olduğu te'sire rağmen Mâturidî'nin hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Sadece bâzı tabakat kitaplarında birbirinin tekrarından ibaret olan bir takım kısa bilgilere rastlayabilmekteyiz. Bu, üzerinde özellikle çalışılması yararlı ve gerekli olan bir konudur. Te'vilâtu'l-Kur'ân'ı incelerken, bu hususu hatırımda tuttumsa da Maturidî'nin hayatı ile ilgili herhangi bir kayda rastlamadım. Ayrıca Maturidî'nin Kitâbu't-Tevhid'in de de herhangi bir bilgi bulamadım.48[48]
Bu girişten sonra bilinen kaynak eserlere dayanarak Maturidî'nin hayatını, muhitini ve eserlerini özetlemeye çalışalım:
İsmi, Muhammed b. Muhammed b. Mahmud'dur Daha ziyâde "Ebû Mansûr ei-Mâturidî" diye meşhurdur.
Mâturid, Mâverâu'n-Nehir'de Samarkand'a bağlı bir kasabanın adıdır. Burada doğup yaşadığından O'na, buraya nisbetle "El-Mâturidî" denilmiştir. Nitekim
47[47] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 11.
48[48] İleride bahsedeceğimiz gibi, Ebû'l-Mu'în en-Neseff'nin takrir ettiği Te'vllât Şerhi'ni sıra ile okumadım. Fakat tedkîk ettiğim yerlerinde Mâturidî'nin biyografisini aydınlatacak bir bilgi bulamadım. Binaenaleyh bu konuda, Mâturidî'nin eserleriyle yakından ilgilenen Ebû'l-Mu'în en-NesefTnin de eseri olması itibariyle, Sayın Prof, Muhammed Tâvit TancI'nin, Tabsiratu'l-Edille'tien tesbft ettiği (A.Ü. llniyat Fakültesi Dergisi, cilt-4, sayı:2, s.3-12) metni esâs aldım.
Not: Bundan böyle bu metne yapılacak atıflarda yalnız "Tabsiratu'l-Edille" denilecek ve metindeki sayfa numarası gösterilecektir.
Samarkand'a nisbetle de "Es-Samarkandî" denir. Dîne olan hizmetinden dolayı da "Ebû Mansûr" künyesinin verildiği söylenmektedir. Muhiti, geniş kültürü ve İslâm'a olan hizmeti sebebiyle O'na "Alemu't-Hudâ", "İmâmu'l-Hudâ" ve "İmâmu'l-Mutekellimîn" diye lakablar vermiştir.
49[49]
Mâturidî'nin anası, babası ve ailesi hakkında bilgimiz yoktur. Mâturidî'nin nesebinin, Mâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.)'ye dayandığını söyleyenler olmuşsa da tesbîti mümkün olmadı. Ahmed b. Hasan el-Beyâzî (1044-1098/1634-1687), İşârâtu'l-Merâm'ında. 50[50] Mâturidî'den bahsederken; "El-İmâm Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâturidî el-Ensârî" diyor. Fakat neye istinaden böyle söylediği anlaşılamamıştır. Muhammed b. Muhammed el-Murtazâ ez-Zebîdî (1145-1205/1732-1790)'de, bâzı mecmualarda bu kaydı bulduğunu söylüyor ve doğru olduğu takdîrde bunun, tıpkı künyesinde olduğu gibi Mâturidînin İslâm'a yardımından dolayı bir sıfat olacağını beyân ediyo.51[51]
Mâturidî'nin doğum tarihi bilinmemektedir. Ölümünü ise, bütün kaynaklar 333/944 M. olarak tesbît ediyorlar. Sâdece Taşköprüzâde, Tabakâtu'l-Hanefiyye'sinde52[52] Mâturidî'nin ölüm tarihi olarak 333'ü zikrettikten Sonra, "336 denildiğini" de ilâve ediyor, 332 diyenler de olmuştur.
Barthold, "Mâturidî'nin kabri, Samarkand'ın bir mahallesi olan Jakardiza'dadır. Burası, ulemânın mezarlığıdır." diyor. 53[53]Kureşî (696-775/1297-1373) de, "Samarkand'ın bir semti olan Jakardiza'da "Türbetu'l-Muhammedîn" denilen bir mezarlık vardır. Burada sayıları 400 den fazla Muhammed adında ilim adamı medfûndur. Semerkand halkı, onları bu mezarlıkta toplamıştır." demektedir. 54[54] Mâturidî vefat ettiğinde, talebelerinden Ebû'UKâsım el-Hakîm (342/953) mezarına şu ibarenin yazılmasını emretmiştir:
Bu kabir, ilmi geliştirip yaymaktave öğretmekte gücünü tüketen, böylece dînde öğülecek eserler bırakan, hayatının meyvelerinden yararlanılan bir zâtın kabridir. Allah ona rahmet eylesin.55[55]
Ebû'l-Mu'în en-Nesefî (418-508/1027-1115), Mâturidî'nin ilmî şahsiyetini anlatırken, "... İlim deryasına dalarak, oradan ilmin cevherlerini çıkaran, getirdiği dinî hüccetlerin incilerini keskin zekâsı, derin ilmi ve fesâhatıyla süsleyen Mâturidî'nin yaşadığı ilim çevresinde, kendinden başka ilim adamı olmasaydı bile o, gerçekten bu yeri dolduracak güçteydi. Onun eserlerindeki inceliklere, delillere keşf etme ve değerlendirme yeteneğine vâkıf olanlar ve onun muarızlarını ilzam etmekte, ilmî mücâdele âdabında izlediği başarılı usûlü anlayanlar, Mâturidî'nin Allah'ın özel bir lütfuna ve yardımına mazhar olduğunu takdîr ederler. Nitekim, hocası ebû Nasr el-İyâzî, Mâturidî'nin bulunmadığı ilim meclislerinde konuşmazdı. Mâturidî'yi uzaktan gördüğü zaman ona hayran hayran bakar ve her defasında da: Rabbın dilediğini yaratır ve seçeri) derdi.56[56]diyor. 57[57]
49[49] Mesâliku'l-EbsSr (Yazma-Ayasofya, No:3419), 5:20a; Et-Temîmî, Et-TabakStu'sSBnİyye F! rerâcimi'l-hanafiyye (yz. Ayasofya 3295), 495; Es-sem'ânî, Kitâbü'l-Ensab, s.498, Leiden, 1912; el-Kureşî, e\-Cevâhiru'I-Mudîa ft Tabakâti't-Hanatiyye. 2:130 ve 344, Haydarâbad, 1332; el-Leknavî, ehFev&idö't-Behiyye ff Teraami't-Hanefiyye, s.195, Mısır, 1324; Ez-2eb!dt, Ithâfû'sSadeti'l-mtmkTn bi-Şerhi Esrar İhyai Ulûmi'd Dîn, 2:5, Kahire; İbn Kutlubuğa, Tacu't-Teradm (yz. Ayasofya, 3451), s.89a; Taşköprûzâde, Mevzûâtu'l-Utûm Tercümesi, 2:549-50; İstanbul, 1313.
50[50] El-Beyazt, İşirâtu'l-MerSm Min İbâriti'hlmâm, s.23, 1368.
51[51] Ez-Zebidî, İthafu's-Sâde, 2:5.
Te'vilât'ta, Mâturidî'nin hayâtı ile ilgi olarak sadece kaydı vardır. (Tevilat v. 628b)
52[52] Taşköprüzâde, Tabakâtu'l-Hanefiyye, v.72 (K.Tevhîd s.m3).
53[53] Tabsiretu'l-Edille, a (Haşiye, No:2).
54[54] El-Kureşî, EKtevâhiru'l-Mudie, 1:4.
55[55] En-nesefî, Tebsiretu'l-Sdilte, s.B.
56[56] El-kasas sûresi, âyet:68.
57[57] Tabsiratu%Edille, s.8-10.
Mâturidî'nin ihatalı ilmi, nass'a sadakati, muhakeme ve ilzam gücü, Te'vilât'ının tedkîkinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Ehl-i Sünnet ve'l-Gemâat, i'tikadda iki mezhebe ayrılmıştır. Aralarında esâsa taalluk eden bir ihtilâf yoktur. Bunlardan birisinin İmâmı, Hanefî olan Ebû Mansûr Diğerinin İmâmı ise, Şafiî olan Ebö'l-Hasan el-Eş'arî el-Basrî (260-324/874-936)'dir. 58[58]
Muslihu'd-Dîn Mustafa el-Kestelî (Ölm.901/1495), özetle diyor ki, "Horasan, Irak, Şâm ve daha bir çok yerlerde Eş'arî mezhebi; Mâverâu'n-Nehir bölgesinde ise, daha çok Mâturidî mezhebi yayılmıştır. Mâturidî, hocaları vasıtasıyla İmâm-ı A'zâm Ebû Hanife (80-150/669-767)'ye dayanıyor. 59[59]'tikâd'da Mâturidî mektebinin mensupları, çoğunlukla fıkıhta Hanefî olanlardır. Eşarî mektebinin mensupları ise, fıkıhta ekseriyetle Sâfi'îdir60[60]
Ayrıca Mâverâu'n-Nehir fukahâsına da, özellikle "el-Mâturidiyye" diniliyordu. Mâturidî, devrinde bu bölge fukahâsının reisi olarak tanınmıştır.
Mâturidî ve Eş'ârl aynı devirde yaşamışlardır. Ancak eş'ârî, Mâturidî'den daha evvel ölmüştür. Mâturidî, Semerkand'da, Eşârî ise Bağdâd'da idi. Tarîh ve tabakat kitapları araştırıldığında, bu iki imâmın görüştüklerine veya biribirinden herhangi bir şeyi naklettiklerine dair kayda rastlanamamıştı. 61[61] Nitekim, Tevilâtu'l-Kur'ân'da da Eş'arî'den bahis yoktur. Bâzılarının zannettiği gibi, Mâturidî, Eş'arî tabî değildir. Hatta Ehl-i Sünnet akidesini müdafaa etmeye Mâturidî daha evvel başlamıştır. 62[62] Bu iki büyük imâmın adlarını nisbet edilen Maturidiyye ve Eş'ariyye mektepleri, itikatta Ehl-i Sünnet'i temsîl etmektedirler.
İmâm Mâturidî'nin kültürü İmâm A'zam'a dayanmaktadır. Beyâzî ve ondan naklen Zebîdî'nin de beyanlarına göre Mâturidî, akâid ve fıkhı, hocaları vasıtasıyla dört yoldan İmâm A'zam'dan almıştır. İmâm-ı A'zam'ın eserleri ve görüşleri, Mâturidî'den önce Mâverâu'n-Nehirde yayılıp benimseniyordu. Bu bölge Mâturidî zamanına kadar bit'atlardan uzaktı. Burada Ehl-i Sünnet görüşü hakimdi. Nihayet Mâturidî geliyor, eserlerinde geniş kültürü ve nassa olan sadakati ile aklı ve nakli birleştirip, bağdaştırıyordu. O, böylece yeni bir yol açmış değil, İmâm-ı A'zam'ın mezhebini açıklamış ve geliştirmiştir. 63[63]
İmâm-ı Mâturidf'nin Hocaları:
Yine e(-Beyâzî ve ez-Zebîdfnin verdikleri bilgtyeC7? istinaden Mâturidf'nin kültürünün hocaları vasıtasıyla her kanaldan İmâm-ı A'zam'a dayandığını şematik olarak gösterelim. Bu arada yaşı hakkında bir fikir edinmenin de mümkün olduğu görülecektir.
Ebû Hanîfe (80-150/699-767)
Ebû Mukatil Hafs b. Müslim es-Semerkandî n. 208/823 dolaylarında).
Semâda da görüleceği gibi, Mâturidî dört hocası vasıtasıyla İmâm-ı A'zam'a bağlanmaktadır:
a) Ebû Nasr el-İyâzî, Ebû Bekr el-Cûzcânî ve Nasîr b. Yahya yoluyla; iki vâsıta ile İmâm Muhammed'e;
b) Ebû Bekr el-Cûzcânî yoluyla ayrıca tek vâsıtayla İmâm-ı A'zam'ın talebesi olan Ebû Mukâtil Hafs b. Müslim es-Semerkandî'ye;
58[58] Taşköprüzâde. Miftâhu's-Seâde ve Misbâhu's-Siyâde, 2:21-22, Haydarâbâd-1329.
59[59] Kestelî, Şerhu'l-Akâidi'n-Nesefiyye, s.17, Kahire, 1326,
60[60] El-Kureşî, e\-Cevâhiru'l-Mudie, 2:562.
61[61] El-Mercanî, Cel&l Haşiyesi, s.16, İstanbul, 1307.
62[62] El-Beyâzî, işârâtu'I-Merâm, s.23.
63[63] el-Beyâzî, İşârâtu'I-Merâm, s.23; ez-Zebîdî, Ithâfu's- Sâade, 2:5. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 13-15.
c) Nasîr b. Yahya ve Muhammed b. Mukâtil er-Râzî yoluyla tek vâsıtayla İmâm A'zam'ın talebeleri olan Ebu mukâtil Hafs b. Müslim es-Semerkandî ve Ebû Mutî el-Hakem b. Abdillah el-Belhî've;
d) Muhammed b. Mukâtil er-âzî yoluyla da tek vâsıta ile İmâm Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî'ye bağlanmaktadır.
Bu izâhdan da anlaşılacağı üzere, Mâturidî'nin hocalarından Nasîr b. Yâhyâ ile Muhammed b. Mukâtil er-Râzî beraberce, İmâm-ı A'zam'ın talebeleri olan Ebû Mukâtil Hafs b. Müslim es-Semerkandî ve Ebû Mutî el-Hakem b. Abdillah el-Belhî'den ilim almışlardır. Ayrıca, Muhammed b. er-Râzî yalnız başına ve direkt olarak İmâm Muhammed'den de ilim almıştır. Mâturidî, bu iki hocası yoluyla tek vâsıtayla İmâm A'zam'ın talebelerine bağlanmaktadır.
Böylece Mâturidî'nin kültürünün kaynak itibariyle İmâm-ı A'zam'a dayandığı görülmektedir.
El-Beyâzî ve ez-Zebîdî'nîn verdikleri bu bilgi doğru olduğu takdirde, Mâturidî'nin uzunca yaşadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki:
Semâda açıkça görüleceği üzere Mâturidî, Hicrî 268 senesinde vefat etmiş olan Nasîr b. Yahya ve 242 de vefat etmiş olan Muhammed b. Mukâtil er-Râzî'den okumuştur. Mâturidî'nin vefatı tarihi 333 olduğuna göre, bu hocalarının vefatları tarihinde doğduğu farz edilse bile, birincisine göre 65, ikincisine göre ise 91 yaşında olması gerekir. Kaldı ki, hicrî 200 senesinden sonraki bu "sonra" kelimesi çoğunlukla tarihlerde zikri geçen tarihe yakın bir zamanı ifâde eden vefat etmiş olan Ebû Bekr el-Cûzcânî1 den de okumuştur. Şayet Mâturi'dî'nin, bu hocasının vefatı sırasında doğduğu farz edilecek olsa daha büyük bir rakamla karşılaşırlar.
Şimdi Mâturidî'nin hocalarının kısaca hâl tercemelerini de zikredelim:64[64]
1- Ebu Bekr Ah Med B. İshâk El-Cûzcâni:
İsmi, Ahmed b. İshâk b. Subayh'dir. Çeşitli İslâmî ilim dallarında büyük bir yeri vardır. Kitâbu'l-Fark ve't-Temyîz, Kitâbu't-Tevbe adlı eserleri meşhûrdu.65[65] İmâmeyn'in talebesi olan Ebû Süleyman Mûsâ el-Cûzcânî'den
okumuştur. (ÖlnrH. 200 den sonra).66[66]
2- Muhammed B. Mukâtil Er-Râzî:
Mâturidî'nin bu hocası, İmâm Muhammed'in taleb&sidir. Ayrıca İmâm-ı A'zamVn tatebeferi olan ebû Muti' el-Hakem b. Abdiliah el-Belhî ite Ebû Mukâtil Hafs b. Müslim es-Semerkandî ve meşhur hadîsçi Vekî' b. el-Cerrâh (129-197/746-812)'den de okumuştu67[67] Hicri 242/862M. senesinde vefat etmiştir.68[68]
3- Nasîr b. Yahya el-Belhî:
Ebû Süleyman Mûsâ el-Cûzcânî'den (İmâmeyn'in talebesi) okumuştur, Ayrıca İmâm-ı A'zam'ın talebeleri olan Ebû Mukâtil ve Ebû Mutî'den de okumuştur. Hicri 268/888 senesinde vefat etmiştir. 69[69]
64[64] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 16-17.
65[65] Tubslretu'l-EdiHe, s.4-5; 8l-Kureşî, e\-Cevâhiru'l-Mudîe, 1:60, 2:246,296; Bağdatlı İsmâîl Paşa, Hedİyatu'hAriffn Esmâu'l-MueHitlft vs Âsâm'l-Musannifin, 1:46, istanbul. 1951; e\-Fev6idu'l-8ehiyye, s.14; 'Gâd 25
66[66] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 17-18.
67[67] El-Leknevî, a\-Fevâidu'l-Behiyye, s.201; el-Kureşî, e]-C9vâhİru'l-Mudfe, 2:134; ez-ZeÖîdî, «fıâfu's-Sâacte, 2:5.
68[68] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 18.
69[69] El-Leknevî, el-Fevâidu'l-Behiyye, s. 221; el-Kureşî, el-Cevâhiru'l-Mudîe, 2:200. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 18.
4- Ebû Nasr el-İyâzî:
İsmi, Ahmed b. el-Abbâs b. el-Huseyin b. el-Cebele b. Galip b. Câbir b. Nevfel b. İyaz b. Yahya b. Kays Sa'd b. Ubâde el-Ensârî'dir. Semerkand fukahâsından olup, ilim ve şecaat bakımından, onun, zamanında bir benzeri yoktu. Yirmi yaşlarında iken kendisine ilim ve ders riyaseti verildiği rivayet edilmektedir. Ebû'l-Hasan Nasr b. Ahmed b. İsmâîl es-Samânî (293-331/905-943) zamanında Türkistan'da şehîd edilmiştir. Bütün gayretime rağmen Ebû Nasr el-İyâzî'nin vefatı tarihi hakkında kaynaklarda harhangi bir kayda rastlamadım. Ancak Tebsiretu'f-Edifle'de, Samanoğuflan hükümdarı Nasr b. Ahmed zamanında şehit edildiği tasrîh edilmiştir. el-A'lâm'da ise, bu hükümdarın, babasının vefatından sonra (Hicrî 301) kaydedilmekte ve küçük yaşta hükümdar olduğu belirtilmektedi. 70[70] Bu iki kayıttan anlaşılacağı üzere Ebû Nasr el-İyâzî'nin hicrî 301 ila 331 seneleri arasında vefat ettiği anlaşılmaktadır71[71] "Mes'eletu's-Sıfat" adlı bir eseri vardır.72[72]
Mâturidî'nin Talebeleri:
1- Alî b. Saîd Ebû'l-Hasan er-Rustuğfenî(Ölm. 345/956): Semerkar.u'ın hanefî fukahâsındandır. Mâturidî'nin ileri gelen talebelerindendir. İrşâdu'l-Muhtedîy, Kitâbu'z-Zevâid ve'l-Fevâid ve Kitâbu fi'l-Hilâf adlı eserleri vardır. 73[73]
2- İshâk b. Muhammed b. İsmAîl Ebû'l-Kâsım Es-Semerkandî (Ölm. 342/953): İyi huylu ve hikmet sahibi bir zât olduğu için kendisine "el-Hakîm" lakabı verilmiştir. Mâturidî'nin talebesidir. Belh ulemâsı ve bu arada Ebû Bekr el-Verrâk öl. (249/863) ile de sohbeti vardır. Fıkıh ve kelâmı Mâturidî'den, tasavvufu ise Belh ulemâsından almıştır. Uzun müddet Semerkand kadılığını yapmıştır. Akîdeîu'l-İmâm ve es-Sevâdu'l-A'zam fî İlmi'l-Kelâm adlı eserleri vardır. Akîdetu'l-İmâm adlı eseri farsçadır. Maturidî, Te'vilât'ında (255-b) bu zâttan da nakil yapmıştır.74[74]
3- Ebu Muhammed Abdü'l-Kerim b. Musa b. İsa el-Pezdevi (ölm. 390/1000), Fahrü'l-İslâm el-Pezdevî (400-482/1010-1089)'nin dedesidir. Matürididen okumuştur. 75[75]
4-Ebû'l-Leys el-Buhârî es-Semerkandî (Ölm. 373/983): İsmi, Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrâhîm'dir. "İmâmu'l Huda" diye şöhret bulmuştur.
Matbu ve yazma bir çok eseri vardır. ez-Ziriklî, el-Alâm'ından bunları saymaktadı. 76[76]
İmâm Mâturidî, Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed el-İyâzî(Ölm. 361/971), Ebû Ahmed el-İyâzî, (bu iki zat, Matüridinin hocası olan Ebu Nasr el-İyaz'nin oğullarıdır.), Ebû Abdillah Muhammed b. Eşlem b. M esi eme, Ebû Bekr Muhammed b. el-Yemân es-Semerkandî (Ölm. 268/881) gibi âlimlerin yaşadığı bir itmî muhitte yaşamıştır. Aslında bu devirde yaşayan bir çok âlim vardır. Fakat, biz de, Tebsiretu'l-Edille sahibinin yaptığı gibi sadece onun aldığı bir kaç ismi
70[70] Ez-Ziriklî, et-A'lâm, 8:338, Beyrut, 1969;
71[71] Tebsiretu'l-Edille, s.4-5el-Kureşî, e\-Cevâhiıv'l~Mudîe, 1:4 ve 70; el-Leknevî, ei-Fevâidu'f-Behiyye, s.23.
72[72] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 18.
73[73] Ez-Ziriklî, ei-A'lâm5:102;ei-Kureşl e^evâhiru'l-MudTe, 1:362 ve2:310; el-Leknevî, e\-Fevâidu'l-8ehiwe s.65.
74[74] el-Leknevî, e\-Fevâidu"l-Behiyye, 8.44; Kâtip Çelebi, Keşfu'z-Zünûn, 2:1157, İstanbul, 1943; Ismâit Pasa, Hediyetu'l-Arifln, 1:199; el-Kuresî, e\-C«vâhiru'l-Mudîet 1:139.
75[75] Ez-ZirıkR, eM'Hm, 5:148; el-Leknevî, s\-Fevâidu'l behiyye, s.101; el-Kureaî; el-Cevihiru'l-Mudfe, 1:27
76[76] ez-Ziriklî, el-A'lam, 8:346; el-Leknevi, el-Fevaidü'l-Behİyye, s. 220; el-Kureşî, el-Cevahiru'l-Mudia, 2:195.
zikretmekle yetindik.
77[77]
Mâturidî'nin Eserleri:
1- Kitâbu'l-Makâlât78[78]
2- Kitâbu Reddi Evâli'l-Edille79[79]
3- Kitâbu Reddi Tehzîbi'l-Cede80[80]
4- Kitâbu Beyân Vehmi'l-Mu'tezîle81[81]
5- Reddu'!-Usûli'l-Hamse82[82]
6- Redclu Kitâbi'l-İmâme83[83]
7- Er-Reddu alâ'l-Kerâmite84[84]
8- Meâhizu'ş-Şerâif85[85]
9- Kitâbu'İ-Cede86[86]
10- Kitâbu'î-Tevhîd87[87]
11- Akîdetu'l-Mâturidiyye88[88]
12- Ed-Durer fî Usûli'd-Dîn89[89]
13- Reddu Kitâbi'l-Ka'bî fî Vaîdi'l-Fussâk
14- Kitâbu't-Te'vilâti'l-Kur'ân90[90]
Te'vilâtu'l-Kur'ân:
Mâturidî'nin bu eserinin diğer bir adı da, "Te'vîiâtu'l-Mâturidiyyeti fiBeyâni Usûli ehli's-Sünneti ve Usûli't-Tevhîd" dir. 91[91] Ayrıca bâzı kaynaklarda sadece "Te'vilâtu Ehli's-Sünne" olarak geçmektedir. 92[92] Eserin yazma birçok nüshası vardı. 93[93]Ancak ben, Selimağa Kütüphanesi 40 no.'da kayıtlı nüshası üzerinde çalıştım. Bu nüsha 910 varaktır. Her sayfasında 35 satır vardır. Yazısı okunaklı ve
77[77] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 18-19.
78[78] Brockelmann, (GAL, 1:209 (195), s.1:346)da, bu kitabın bir nüshasının Köprülü Kütüphanesi (No:856)'de bulunduğunu yazmakta ise de bu yanlıştır. Onun bahsettiği kitabın, Fâtih Kütüphanesi No:2694 de bir nüshası bulunmaktadır, fakat bunun Mâturidî İte bir ilgisi yoktur. (Bkz. İslam Ansiklopedisi, MATURİDÎ maddesi).
79[79] Bu eser, Mu'tezİlenin ileri gelenlerinden Ebû'l-Kâsım Abdullah b. Ahmed el-Ka'bt(ölm .319/931 -Ibn Nadîm, el-KSbl'nin ölümünü 309 olarak gösteriyor. Fakat ez-Zehebl, bunun yanlış olduğunu söylüyor)nin eseri olan Evâilu'l-Edille'sini redd için yazılmıştır. Mâturidî, Ta'vilâtında da bazan el-Ka'bî'yi reddeder.
80[80] Bu, kitabın ismi, Hediyatu'l-ArifTn'(2:36)'de er-R«ddu alft Tehzlbi I-Ka'bl fi I-Cedel olarak geçmektedir.
81[81] Bu eserin adı, eJ-Fevâid I-Behiyye (s. 195) ve el-A'lâm (7:242)'de Evhâmu'l-Mu'tezile olarak kaydedilmiştir.
82[82] Mâturidî bu eserinde, Mu'tezile ileri gelenlerinden Ebû Ömer Muhammed b. Ömer el-Bâhilî'nin Usûlu'l-Hamse'sini reddeder.
83[83] Mâturidî, bu kitabında bâzı Râfızîterin Kitâbu'l-lmâme'sini reddeder. MâturioTnin bu kitabının adı, Miftâhu's-Seâde (2:21) de Kitâbu'n fTr-Redd alâ'r-Revâfid olarak geçmektedir. İbn Kutkıbuğâ(Ö.879/1474) Tâcu't-Terâcim, (Ayasofya, 3451/s.89a)de Kitâbu Reddi'l-imâme olarak yazmaktadır. Aynı kayıt, Takiyyu'd-Dîn et-Temİrnî'(Ölm,l 005/1596 veya 101071601 )nin Et-Tabakâtu's-Seniyye fîTerâcimi'l-Hanefiyye (Süleyman iye, No:829/s.445a) sinde de var.
84[84] Bu kitabın ismi, et-Temİmî'nin et-Tabakâtu's-Seniyye'sinde {aynı sayfa) ve İbn Kutlubuğa'nın Tâcu' t-Terâcim'inde (aynı yer) Kitâbu'r-Reddi alâ Usûli'l-Karâmite olarak kaydedilmiştir. Ancak MâturidTnin aynı ismi taşıyan iki kitabı vardır. Birinde Karâmite mezhebinin esâslarını, diğerinde ise bu mezhebin furûunu reddeder. (Tebsiretu'l-Edille, s.9)
85[85] Tebsiretu'l-Edille (s.9), Hediyatu'l-Ârifin (2:27), Tâcu't-Terâcim ve et-Tabakâtu's-Seniyye (yukarıda geçen sayfalar)da bu iki kitabın Usûl-i Fıkha; el-Fevâidu I-Behiyye (s. 195) Meâhizü'ş-Şerâi'in fıkha, Kitâbu'I-Cedel'in ise Usûl-i Fıkha aid olduklarını yazmaktadırlar.
86[86] Tebsiretu'l-Edille (s.9), Hediyatu'l-Ârifin (2:27), Tâcu't-Terâcim ve et-Tabakâtu's-Seniyye (yukarıda geçen sayfalar)da bu iki kitabın Usûl-i Fıkha; el-Fevâidu I-Behiyye (s. 195) Meâhizü'ş-Şerâi'in fıkha, Kitâbu'I-Cedel'in ise Usûl-i Fıkha aid olduklarını yazmaktadırlar.
87[87] Cambridge Kütüphanesin (No:3651 add.)'de bir yazma nüshası bulunan bu kitap, Dr. Fethullah Hüleyf tarafından 1970 senesinde Beyrut'da neşredilmiştir.
88[88] Bu iki kitabı sadece Hediyatu'l-Ârifîn'de (2:27) gördüm.
Not: Mâturidî'ye nisbet edilen ve 1321 senesinde Haydarâbâd'da neşredilen Fıkh-ı Ekber şerh'inin kendisine aidiyeti tesbît edilememiştir.
89[89] 37 nolu dipnotun aynıdır.
90[90] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 19-20.
91[91] Kâtîb Çelebî, Keşfu'z-Zünön, 1:336
92[92] Keşfu'z-Zünûn, 1:335; Hadiyetu'l-Ârifîn, 2:36
93[93] Bu yazma Nüshalar için bkz. Brockelmann, GAL, 1:209 (195), s.1:346. Ayrıca Dâru'l-Kütübi'l-Mısrİyye No:873 de de bir nüshası vardır.
sıktır. Fatiha süresiyle başlayıp, sûre Sırasına göre en-Nâs süresiyle biter. Kitapda istinsah tarihi ve müstensihin ismi yoktur. Baştarafında, Müellifin hâl tercemesi ve eserleri -Tâcu't-Terâcim'den naklen- kısaca verilmiştir. Tedkîk ettiğim nüshada sadece bâzı imlâ hataları vardır. Eserin başına, MâturidVnin te'vîl ve tefsîr'i tarîf eden metni alınmıştır.
Te'vilâtın muhtevasına ve metoduna dair hiç bir yerde herhangi bir bilgiye raslamadım. Ancak bu eseri takdîr niteliğinde ve biribirinin tekrarı olan bir kaç cümleden ibaret kayıtlar vardır. Bunların arasında en eskisi olması itibariyle Ebu'l-Muîn en-Nesefî'nin Tabsiratu'l-Edille (s.10)'sinden şu ibareyi aynen alıyorum:
Mâturidî'nin, Te'vilâtu'l-Kurân konusunda yazmış olduğu eserin o fende bir benzeri yoktu. Hattâ tefsîre dair daha önce yazılmış eserler de buna yaklaşamaz. Ediplerden biri Mâturidî'yi nitelerken, "Mâturidî, müslümânların büyüklerinden ve ileri gelenlerinden idi. Tefsiri, her müşkilin yenlerini ayırmış ve her kapalı mes'elenin bulutunu dağıtmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'in hükümlerini (helâl-harâmını) en iyi ve sağlam şekilde açıklamıştır. Allah ona rahmet ve selâm ihsan eylesin." diyor.94[94]
Tedkîk ettiğim Te'vîlât nüshası, meşin kapak içinde ve tek cilt halinde olup, 32x20,5 eb'âdındadı. 95[95]Hem baş tarafında ve hem de sonunda şu vakıf ibaresi mühürle bastırılmıştır:
Ayrıca eserin başında sûrelerin fihristi ve bazen kenarında da Meâlimu't-Tenzîl (Hâzin), es-Semerkandî'nin Te'vilât şerhinden, lügat ve daha bâzı kitaplardan çok seyrek ve kısa haşiyeler ilgili yerlere aynı müstensîh tarafından yazılmıştır.
Te'vîlât'm şârihi Alâu'd-Dîn Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî (Ölm. 575/1170'e doğru), "Mâturidî'nin Te'vîlâtı kıymetli ve faydalı bir kitaptır. O, tevhîd esâslarında ehl-i sünnet mezhebinin, fıkıh ve usûl-i fıkıhda Ebû Hanîfe mezhebinin Kur'ân'a mutabakatını açıklar. Ancak Mâturidî, Kitâbu't-Tevhîd, el-Makalât, Meâhizu'ş-Şerâi'v.b. gibi eserlerini bizzat kendisi yazdığı hâlde Te'vîlâtı kendisi yazmamıştır. Bu kitabını seçkin talebeleri Mâturidî'nin takririnden almışlardır. Bu sebeple Te'vîlât dil bakımından (Hoca'nın diğer eserlerinden) daha kolaydır. Bununla beraber TeVîtât'ın da lafızda muğlak ve metinde müphem tarafları vardır. Ki, ilimde tabahhur ettiği iddiasında bulunanların çoğu dahî bunları anlamakta acîz kalır. Bunu ancak ömrünü Kelâm, Fıkıh, Edeb ilimleriyle tüketen kimseler anlayabilir.96[96] diyor.
Gerçekten de Mâturidî'nin Kitâbu't-Tevhîd'deki metin uslûbü ile TeVÎIat'taki uslûbü arasında fark vardır.
Te'vîlât'ın sadece bir yerinde (733/a) okuyucu, ez-Zâriyât sûresinin 36. âyetinin tefsirinde ve halk ve irâde konusunda Kitâbu't-Tevhîd'e havale edilmektedir. Ancak Kitabu't-Tevhid'de bir arada sarih bir metin bulamadım. Yalnız Kitkâbu't-Tevhîd'in bâzı metinleri aynen ve fakat tasrîh edilmeksizin TeVflât'ta da geçmektedir. Bu metinlerin, tesbit edebildiğim, her iki kitapdaki sayfaları karşılıklı olarak aşağıda gösterilmiştir:
Bütün bunlardan, Mâturidî'nin Kitâbu't-Tevhîd'İni, Te'vîlat'tan önce yazdığı anlaşılabilir.97[97]
Te'vîlât'ın Şer'hi:
94[94] Tebsiratü'l-Edilla, s.1O.
95[95] Tam eb'âdı:318x205,240, 240* 130 mm.
96[96] Alâu'd-Dîn es-Semerkandf, $erh-i Te'vilât, s.1b (yazma, Süleymaniye (Hamidiye) No: 176).
97[97] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 20-22.
Mâturidî mektebinin ileri gelenlerinden olan Meymûn b. Muhammed Ebû'l-Mu'în en-Nesefî (418-508/1027-1115) 98[98] Mâturidî'nin kitaplarını okumuş'99[99] talebelerine okutmuş ve Te'vîlâtını da şerh etmiştir. Meşhur "Tuhfetu'l-Fukahâ" sahibi Alâu'd-Dîn Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî, 100[100] Ebu'l-Mu'in en- NesefTden Te'vilatu'l-Kur'ân-ı okuduklarını, bu esnada en-Nesefî'nin te'vîlât'ın gerekli yerlerini şerh ederek,esere uygun düşecek şekilde bâzı yararlı bilgiler eklediğini belirtiyor ve kendisinin de bunları, kaybolmaktan kurtarmak ve istifâdeye sunmak için uygun bir dille kaleme aldığını ve böylece büyük bir hizmette bulunduğunu söylüyo. 101[101]şu halde şerh, aslında Nesefî'nin takriridir. Tertip ve ifâde ise Alâu'd-Dîn es-Semerkandî'nin oluyor. Ve bu sebeple de şerh Alâu'd-Dîn es-Semerkandî'ye nisbet edilmiş olmaktadır.
Te'vîlât şer'hinin İstanbul kütüphanelerinde muhtelif yazma nüshaları vardır. 102[102]
Mâturidî'nin Te'vîlât'ta İstifâde Ettiği Anlaşılan Kaynaklar:
Mâturidî, âyeti âyetle tefsîr eder; âyeti hadîsle tefsir eder. Âyeti, lügat ilminin yardımıyla tefsîre haylî yer verir. Sahabenin tefsirinden yararlanır. Tabiîn ve Etbau't-Tâbiînden nakiller yapar. Muhakemede bulunur; luzûm gördüğü yerlerde fikrini söyler ve savunur. Hattâ mu'tezile mezhebine mensup Ebû Bekr el-Esamm (Ö!m.2407854)'den de pek çok nakil yapar. Ancak yeri geldikçe ehl-i sünnetin görüşüne aykırı fikirleri belirtmeyi ve bunları çürütmeyi ihmâl etmez. Diğer müfessirler gibi o da, kendinden önceki kaynaklardan yararlanmıştır. Bunu çoğunlukla gibi sözlerle ifâde eder; gibi kelimelerle de tasrîh yapmadan yine kaynaklara atıf yapar. Tasrîh ettiği isimlerden yaptığı nakillerde ise, bazı me'sûr tefsirlerde olduğu gibi rivayet silsilesi yoktur. Bâzı yerlerde ise, ancak birer defa olmak üzere şu kitap isimlerine rastlayabildim: Kitâbu'z-Ziyâdât, (177a), 103[103] Kitâbu't-Tevhîd, (733a), Kitâbu'l-Manttk, (13-a), Kitâbu'l-Vâdıh, (767b).
Te'vîlât'ın kaynaklarından önemli müfessirleri Ashâb, tabiîn ve daha sonrakiler olmak üzere şöyle sıralayabiliriz.104[104]
a- Ashâb:
Ebû Bekr es-Sıddîk (H.Ö.51-13/573-634), Ömer b. el-Hattâb (H.Ö.40-23/584-644), Osman b. Affân (H.Ö.47-35/577-656), Alî b. Ebî Tâlib (H.Ö.23-40/600-
98[98] Ebû'l-Mü'în en-Neseffnin hayatı için bkz. ei-Cevâhiru'l-Mudfe, 2:189; Princeton, 466; Brockelmann, 1:544 (426), s. 1:757; Hediyatu'l-Arifin, 2:487; ez-Ziriklî, el-A'lâm, 8:301.
99[99] Nitekim, en-Neseff'nin bu eserleri okuduğu, onun MâturidTnin eserlerinden yaptığı şu nakillerden de açıkça anlaşılmaktadır: (Bir kaç Örnek) 8) Tebsiretu'l-Edrllfl'de (Nuruosmaniye No:2O97) s.79a,207b, sayfalarında Kitâbu'l-Makâlât'dan; 74b,75b ve 79a sayfalarında Kİtâbu'l-Tevnîd'den; 195a sayfasında İse Meâhizu'ş-Şerâi'den yapılmıştır.
100[100] Alau'dîn es-SemerkandTnin hâl tercemesi için bkz. el-Kuresî, e\-Cev&hiru'!-Mudie, 2:6; el-Leknevî, t]-Fev&idu'l-8ehiyye, s.158; Kâtip Çelebi, Keşfu'z-Zünûn, 1:371; Brockelmann, s.1;640; Hayred-Dîn ez-Ziriklî, el-A'IAm, 6:212.
Not: Hayr'ed-DTn ez-Ziriklî, AJâu'd-Dfn es^emerkandTnin terceme-i halini kısaca yazdıktan sonra hflsiyesinde de, bu zâtın Ölüm tarihini kesin olarak tesbil edemediğini yazmakta ve fakat kendi talebesi ve kızının kocası el-Kâşânî'nin 567 senesinde vefat ettiğini ve kendisinin de, ikisi arasında ancak 12 sene fark olabileceğini takdîr ettiğini söylemekte ve es-Semerkandî'nin ölüm tarihi olarak hicrî 575 senesini vermektedir. (el-A'lâm 6:212).
101[101] Alâu'd-Dîn es-Semerkandî, Tev'îlât Şerhi, s. 1b.
102[102] Esatefendi (No:48); Cârullah Efendi (No:51);(230); Hâmİdiyye (No:176) kütüphanelerinde Te'vilât şerhinin birer nüshası vardır. Bunların hepsini gördüm. Ancak bunlardan sadece Hâmidiye (No: 176) nüshasını tedkîk ettim.
Not: Şerhinin bile su kadar çok sayıda istinsah edilmiş olması, Te'vîlâtu'l-Kur'ân'ın ehemmiyetine ve Mâturidî'nin eseri olmasına binâendir. Bu büyük eser, günümüzde de önemini hâlâ muhafaza etmektedir. Nitekim Dr. ibrâhîm Ava'dayn ve es-Seyyid Avadayn tarafından bu eserin birinci cildinin (Kur'ân-ı Kerîm 1. Cüz'ünün sonuna kadar) Kâhire'de. 1971 senesinde basılmış olması önemini takdir etmenin bir ifadesidir.
M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 22-23.
103[103] Maturîdi'nin yukarıda numarasını verdiğimiz sayfadaki ifâdesinden O'nun. imâm Muhammed'in bu eserini tamamen okuduğu anlaşılmaktadır.
104[104] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 23.
661), Übeyy b. Ka'b (Ölm. 21/642), Abdullah b. Mes'ûd (Ölm.32/653), Ebû Mûsâ el-Eş'arî (H.Ö.21-44/602-665), Zeyd b . Sabit (H.Ö.11-45/611-665), Aişe Ümmu'l-Müminîn (H.Ö.9-58/613-678), Abdullah b. Abbâs (H Ö.3-68/619-687), Abdullah b. ez-Zübeyr (H.Ö.1-73/622-692), Abdullah b. Ömer (H.Ö. 10-73/613-692), Câbir b. Abdillah (H.Ö.16-78/607-697) ve Enes b. Mâlik (H.Ö.10-93/612-712).
105[105]
b) Tabiin:
Alkarna b. Kays (Ölm. 62/681), Mesrûk b. el-Ecda' (ölm. 63/683), Ebu'l-Âliye (ölm. 90/709), Saîd b. Cübeyr (45-95/665-714) Dahhâk106[106] b. Müzâhim (Ölm. 102/720), Mücâhid b. Cebr (21 -104/642-722), Ikrimetu'l-Berberî (25-105/645-723), Tâvûs b. Keysân (33-106/653-724), Âmir b. Şerâhîl eş-Şa'bî (19-103/640-721), Katâde b. Diâme (61-118/680-726), el Hasan 107[107]el-Basri (21-110/642-728), Atâ b. Ebî Rebâh (27-114/647-732), Muhammed b. Ka'b el-Kurazî (Ölm. 118/726), Ismâîl b. Abdi'r-Rahmân es-Süddî (Ölm. 128/745) ve Zeyd b. Eşlem (Ölm.. 136/753). 108[108]
c) Tabiînden Sonrakiler:
1-El-Kelbî Muhammed b. es-Sâib b. Bişr Ebu'n-Nadr (Ölm. 146/763). Bir tefsîri vardır. Ayrıca tarihçidir. 109[109]
2-Mukâtil b. Hayyân (Ölm. 150/767) : Mucâhid, Urve b. ez-Zübeyr (22-93/643-712) ve Dahhâk b. Muzâhim'den rivayette bulunur. 110[110]Mâturidî bu zattan epeyce nakil yapar.
3-Mukâtil b. Süleyman b. Beşîr el-Ezdî el-Horasânî (Ölm. 150/767), lûgatçı, müfessir ve muhaddisdir. Eserleri arasında Tefsir Hamsü-Mieti ayetin mine'l-Kur'ân, Tefsîru'l-Kur'ân, Kitâb el-Âyâti'l-Muteşâbihât, Kitâbu'l-Cevâbât fi'l-Kur'an, Kitâbu'l-Kırâât, Kitâbu'n-Nâsih ve'l-Mensûh ve Nevâdiru't-Tefsîr kitapları vardır. Mâturidî'nin Önemli bir kaynağıdır. 111[111]
4- Ebû Muâzm el-Mufessir Bukeyr b. Ma'rûf ed-Dâmeğânî (Ölm. 160/777) : Mukâtil b. Hayyân'dan rivayet eder. Te'vîlât'ın önemli bir kaynağıdır.112[112]
5- Ebû Bekr Abdu'r-Rahmân b. el-Keysân el-Esamm (Ölm. 240/854) : Lûgatçı, fakîh, müfessîr ve takva sahibi bir zâttır. Mu'tezîlenin ileri gelen kelâmcılarındandır. Eserleri arasında çok ilgi çekici birtefsîri vardır.Mâturidî bu tefsîri görmüştür. (Bkz. Te'vîlât s. 194b). TeVîlât, bu zâta çok atıf yapar. Mâturidî, adeti veçhiyle onun da i'tizâlî görüşlerini reddeder. 113[113]
6- Muhammed b. Ishâk b.Huzayme es-Sülemî (223-311/828-924) : Zamanında Nisâbûr'un imâmı idi. Fakîh, muhaddis ve müfessir bir zâttır. 140 ı aşkın eseri
105[105] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 23-24.
106[106] Dahhâk b. Muzâhim. Te'vîlât'm kendisinden çok nakil yaptığı kaynaklardan birisidir. Tefsîru'l-Kur'ân'ı vardır. Hayatı için bkz. İbn Kutaybe, el-Meârif .202 (Beyrut, 1970); Bağdatlı Ismâîl Paşa, Hediyatu'l-Ârifîn 1:428.
107[107] el-Hasan el-Basrî; âlim, zâhid, vaiz, müfssir ve fakîh bir zâttır. Tefsîru'l-Kur'ân'ı, Risâletun fî Fadli Mekke, Kitâbu'l-İhlâs adlı eserleri vardır. Te'vîlât'm kendisinden en çok nakil yaptığı kaynaktır. MâturidTnin bâzan kendisine itiraz ettiği de olmuştur. Hayatı için bkz. Hediyatu'l-Ârifîn 1:265; İbn Kutaybe, el-Meârif s.194; Ez-Ziriklî, el-A'ltn 2:2"2.
108[108] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 24.
109[109] İbn Kutaybe, çMe&rîi, s.233 (Beyrut-1970); İbn Nedîm, 8\-Fihrist, s.34 (Beyrut, 1964); İbn Hacer, Tehzîbu't-Tohzîb, 9:178 (Haydarâbâd, 1325-1327).
110[110] İbn Nedîm, el-Fihrist, s.34; Dâvûdî, Tabakâtu'l-Müfessirin 2:330.
111[111] Ismâît Paşa, Hediyatu'l-Ârifîn, 2:470; el-A'ISm 8:206; Suyutî, Tabakatü'l-Müfessirin, s. 16, Tahran,1960.
112[112] Dâvûdî, Tabakâtu'l-Müfes&irin. 1:120.
113[113] Ahmed b. Yahya el-Murtazâ, Tabakâtu'l-Mu'tezile. s.56 (Beyrut,1961); Dâvûdt, Tabakâtu'l-Mufessirîn 1:329.
vardır. Bir de Tetsiru'l-Kurân'ı vardır.
114[114]
7- Ebû Avsece : Te'viiât'ın kendisinden en çok nakil yaptığı bir kaynaktır. Bu nakillerden müfessir ve lûgatçı olduğu anlaşılmaktadır. 115[115]
d- Mushaf Sahipleri:
Übeyy b. Ka'b (Ölm. 21/642), Abdullah b. Mes'ûd (Ölm. 32/653), Zeyd b. Sabit (H.Ö. 11-45/611-665), Hafsa binti Ömer Ümmü'l-Mü'minîn (H.Ö. İ8-45/604-665), Hafsa binti Ömer Ümmü'l-Mü'minîn (H.Ö. 18-45/604-665). Âişe binti Ebî Bekr Ümmü'l-Mü'minîn'fH.Ö. 9-58/61 a/678) ve Abdullah b. Abbâs (H.O. 3-68/619-687). Mâturidî'nin en çok nakil yaptığı mashaflar bu zevata ait olan mushaflardır116[116]
e-Hadisçiler:
Ebû'l-Âliye (Ölm. 90/708), Urvet b. ez-Zubeyr (20-93/643-712), Nâfi b. Cubeyr (Ölm. 99/717), Ebû Kilâbe Abdullah b. Zeyd (Ölm. 104/722), Muhammed b. Şîrîn (Ölm. 110/718), Abdullah b. Ubueydillah b. Ebî Muleyke (Ölm. 117/735), Muhammed b. Müslim ez-Zuhrî (58-124/678-742), Hadisi ilk tedvin eden zattır. Yahya b. Kesir (ölm. 129/747), Vekî'b el-Cerrâh (129-197/746-812) ve Süfyân b. Üyeyne (107-198/725-814).
Hadîsçiler kısmında bu zevatı zikretmekle iktifa ediyoruz. Gerçi buraya kadar direttiğimiz TeVîlâtın diğer kaynakları arasında isimleri geçen zevat içinde hadîsçiler bulunduğu gibi, bunların da-hadîsçi olmakla beraber-fıkıh ve tefsir yönleri de vardır117[117]
f- Lûgatçılar:
Sıralayacağımız bu lûgatçı lan n mühim bir kısmının tefsîr, hadîs, fıkıh ve kelâm yönleri de vardır. Ancak biz bu tasnîtte, Muhammed b. Ishâk ibn Nedîm. (Ölm. 438/1077)'in fihristindeki tertibi esâs aldık:
1-Ebû Abdi'r-Rahmân Halîl b. Ahmet e-Ferâhîdî (Ölm. 100-170/718-786): Lugatçıların Basra ekolüne mensuptur. Haylî eserleri vardır. Kitâbu'l-Ayn'ı matbû'dur. 118[118]
2-Sîybeveyh Amr b. Osman (148-180/765-796) Basra ekolüne mensuptur. 119[119] Nahiv ilminde yazmış olduğu "Kitâb Sîbeveyh"i matbû'dur.
3-Kissâî Ebû'l-Hasan Alî b. Hamza (ölm. 189/905) : Lugatçıların Küfe ekolüne mensuptur. Kitâb Meani'l-Kur'ân, Kitâbu'l-Kırâât, Kitâb Maktu'N-kufân, Kitâbu'l-Hâât el-Mukennâ bihâ ti'l-Kurân, adlı ve tefsirle ilgili eserleri vardır. 120[120]
4-Kutrub Ebû Alî Muhammed b. el-Mustanîr (Ötm. 206/821): Basra ekolündendir. Eserlerinden Kitâb Meâni'J-Kur'ân, Kitâb Garîbi'l-Âsâr, Kitâb Prâbi'l-
114[114] Hayre'd-DTn ez-Ziriklî, el-A'lâm, 6:253; Tebsiretu'l-Edille 207b (NuruOsmaniye Yazma).
115[115] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 24-25.
116[116] Mushaf sahipleri hakkında fazla bilgi için bkz.: Kitâbu'l-Mesâhif, s.50-87, Mısır, 1936 (A. Jeftery tahkiki). x) Çok araştırmamıza rağmen, bu zâtı tesblt edemedik.
Not: Mâturidî'nin, Te'vilât'ta fbn Cerîr et-Taberî (224-310/839-923)'den ve tefsirinden bahsettiğine rastlamadım.
M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 25.
117[117] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 25.
118[118] İbn Nedim, el-F/ftrfaf, s.42; tbn Kutaybe, el-Meârif s.236; Ebubekr Muhammed b. el-Hasan ez-Zebîdî, Tabakâtu'n-Nahvtyytn ve'l-Lugaviyytn, s.23, Mısır, 1954.
119[119] ibn Nedim, eVFıhrist, s.51; İbn Kutaybe, el-Meârif s.237; Ebû Bekr ez-Zebidî, Tabakâtu'nJJahviytn, s.66.
120[120] İbn Nedim. e\-Fıhrist s.65; İbn Kutaybe, eUMeârff s.237; Ebû bekr ez-Zebidî, Tabakatu'n-Nahviyytn, s.138.
Kur'ân konumuzla ilgili eserlerdir
121[121]
5-El-Ferrâ' Ebû Zekeriyya Yahya b. Zeyyâd (144-207/761-822) : Küfe ekolündendir. Eserleri arasında tefsîrle ilgili olan Kitâb Meâni'l-Kur'ân, Kitâbu'l-Mesâdir fi'l-Kur'ân, Kitâb el-Cemi ve 't-Tesniyyeti fi'l-Kürân ve
Kitâbu'l-Vakf ve'l-İbtidâ adlı eserlerini zikretmekle yetiniyoruz. Ferrâ'nın
Meâni'l-Kur'ânı ile Mâtuiridrnin TeVîlâtı arasında yaptığım karşılaştırma neticesinde mutabakat bulunduğunu tesbît ettim. Her ik: kitabın tesbit edebildiğim karşılıklı sayfa numaralan aşağıdadır. 122[122]
TeVîlat: Meâni'l-kurân 123[123]
191a 1:315
130a 1:265
204b 1:325
352a 2:38
6- Ebû Ubeyde Ma'mer b. Müsennâ et-Teymî (110-209/728-824) : Basra ekolündendir.Aslen İranlıdır. Bir çok eseri vardır. Sadece konumuzla yakından ilgili bulunanlarını zikretmekle yetineceğiz: Kitâb Mecâzi'l-kur'ân,
Kitab Garîbi'l-Kurân, Kitâb I'râbi'l-Kurân, Kitâb Meâni'1-Kur'ân. Mâturidî'nin Te'vîlatta kendisinden en çok nakiller yaptığı kimselerden biridir.124[124]Ebû Ubeyde'nin Mecâzu'l-Kurân'ı ile Te'vîlât arasında da metin bakımından mutabakat vardır. Karşılıklı sayfa numaraları aşağıdadır:
Te'vîlât Mecâzü'l-Kur'ân 125[125]
296b 1:253
414a 1:372
436a 1:395
443a 1:407
7- Ebû Mu'âz Fadl b. Hâlid en-Nahvî el-Mervezî (Ölm. 211/729): KurârVa ait bir kitap yazmıştır.Te'vilâtın en çok nakil yaptığı kaynaklardan biridir. 126[126]
8- Ebu'l-Hasan Saîd b. Mes'ade el-Mucâşi'î el-Belhî el-Ahfaş el-Evsat (Ölm. 215/830) : Basra ekolündendir. Eserlerinin içinde Kitâb Tefsir Meâni'1-Kur'ân vardır. 127[127]
9- Ebû Zeyd Saîd b. Evs el-EnsârT(119-215/737-830): Basra ekonlünden-dir. Kitâb Kırâeti Ebî Amr, Kitâb Lugati'l-Kur'ân adlı eserleri vardır. 128[128]
10- El-Esmaî Abdu'l-Melik b. Kurayb b. Alî b. Esma" el-Bâhilî (122-216/740-831) : Basra ekolündendir Garîbu'l-Hadis adlı iki eserin bulunduğunu Ibn Nedim zikretmektedir. 129[129]
11- Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm el-Herevî el-Horasânî (157-224/774-838): Küfe ekolündendir. Aynı zamanda meşhur bir fakîh ve hadîsçidir. Kitâb Garîbi'l-Kur'ân, Kitâb Meâni'l-Kur'ân, Kitâbu'l-Kırâât, Kitâbu'n-Nâsih ve'l-Mensûh Kitab Adedi' Âyı'l-Kur'ân ve Kitâb Fedâili'l-Kur'ân adlı konumuzla ilgili olan eserleri
121[121] Ebû bekr ez-Zebidî, Tabakİtu'n-NahviyyTn, 3.106; İbn Nedim, e\-Fihrist s.51,
122[122] Yflkût el-HamavI,. Mu'cemû'l-Udebâ. 7:276, Mısır 1928.
123[123] Kahire 1955 tab'ı.
124[124] ibn Kutaybe, aVMeârif, s.192; Yâkût el-Hamavî, Mu'cemu'l-Üdebâ, 7:164; Ebû Bekr ez-Zebîdî, Tabakâtu'n-Nahvİyyin, s.,217.
125[125] Mısır 1954 tab'ı.
126[126] Celâle'd-Dîn es-Süyûtî, Buğyati'l-Vu'St fi Tabakâti'l-Luğaviyyln ve'n-Nuhât, 2:245; Mi5ir,1965;Şemsü'd-Dîn Muhammed b. Alî ed-Dâvûdî, Tabaktu'l-Müfessirin, 2:28, Kahire 1972.
127[127] İbn Nedîm, e\-Fihri$t, s.52; ibn Kutaybe, et-Meârif s.237; Ebû bekr ez-Zûbeydt, Tabakâtu'n-Nahvtyytn, s. 74.
Not: Ayrıca el-Ehfes el-Ekber (177/793) ve el-Ehfeş el-Esğar {Ölm.315/927) isimli iki zât daha da vardır ki, Mâturidî'nin bunların hangisinden nakilde bulunduğu belirtilmemiştir. Ancak tefsîr sahibi olması itibariyle biz el-Ehfeş el-Evsat'ı aldık. Gerçi Te'vîlat'ta, Ehfeş'e atıf pek azdır.
128[128] ibn Kutaybe, e\-Meârif, s.237; Ez-Zebidî, Tabakitu'n-Nahvtyyin s.182; İbn Nedîm, el-Fihrâf, s.35 ve 54.
129[129] Ebû Bekr ez-Zebîdî, Tabakâtu'n-Nahvryyîn s.183; İbn Kutaybe, ef-Meârif s.236; İbn Nedim, el-fihrist s.55.
vardır. Te'vîlâtın fazlaca atıf yaptığı kaynaklardan biridir.
130[130]
12- ibn Kutaybe Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim el-Kûfî ed-Dîneverî (213-276/828-889) : Küfe ve Basra ekollerinin karışımı olan Bağdat ekolüne mensuptur. Kitâb I'râbi'l-Kur'ân, Kitâbu'l-Kırâât, Kitâb Mecâzi'l-Kur'ân tefsire ait olan eserleridir. Te'vîlât kendisinden, "KutaybeHnin nisbeti olan "el-Kutabî131[131] ile bahseder. İbn Kutaybe, Te'vîlât'ın en çok nakil yaptığı kaynaklardandır. İbn Kutaybe'nin TeVîlu Müşkili'l-Kur'ân ve el-Kurtayn li İbn Mutarrif el-Kinâî Ev Kitâb Müşkili'l-Kur'ân ve Garîbi Li İbn Kutavbe eserleri ne Te'vîlât'ı karşılaştırdım. Bulduğum 132[132]mutabakatlardan bâzıları aşağıdadır: 133[133]
13- El-Muberred Ebû'l-Abbâs Muhammed b. Yezîd (210-286/826-899) : Basra ekolündendir. Eserleri arasında Kitâb Meâni'f-Kur'ân,Kitâb Mat-Tefakat lafzuh ve^htalafat Meânîh fi'l-Kurân de vardır. 134[134]Te'vîlâtta kendisinden tasrîhen çok az bahsedilir.
14- İbn Keysân Ebû'l-Hasan Muhammed b.Ahmed (Ölm. 299/912) : Basra ve Küfe ekollerine bağlıdır. Eserleri arasında Kitâb el-Kırâet ve Kitâb Meâni'l-Kur'ân da vardır. 135[135]
15- Ez-Zeccâc Ebû Ishâk Ibrâhîm b. es-Serîy b. Sahi (241-311/855-923): Basra ekolündendir. TeVîlât'ın belli başlı kaynaklarındandır. Eserlerinden Kitâb Meâni'l-Kur'ân'ı zikretmekle yetiniyoruz. 136[136]
16- Ibn Dureyd Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasan (223-321/838-933) : Basra ekolündendir. Eserleri arasında Kitâbu'l-Cemhere, Kitâb Garîbu'l-Kur'ân (tamamlayamamıştır) ve Kitâb Lugâti'l-Kur'ân (bunu da tamamlayamamıştır)'ı vardır. 137[137]
17- Ebû zeyd el-Belhî Ahmed b. Sahi (235-322/849-934): Eserleri arasında Kufân ve Tefsirle ilgili olanları şunlardır: Kitâb Nazmi'l-Kur'ân, Kitâb Kavâri'il-Kur'ân, Kitâbun-Cumia fîhi Mâ Gâbe an Mîn Garîbi'l-Kur'ân, Kitâbun fî enne Sûrete'l-Hamd Tenûb an Cemîi'l-Kur'ân, Kitâbu'l-Bahs anil-TeVîlât ve Kitâb Garîbi'l-Kur'ân.
Mâturidî, TeVîlâfında Ebû Zeyd eî-Belhî'yi tasrîh eder. Bâzan el-Belhî diye tasrîh etmediği de olur. 138[138]
g- Fakîhler:
Te'vîlât, fıkha ve usûl-i fıkha geniş yer verir. Bu meyanda Mâturidî'nin atıf yaptığı fakîhlerden bâzıları:
a) Ehlu'r-Re'y: Muhammed b. Abdi'r-Rahmân b. Ebî Leylâ (74-148/693-765), Nu'mân b. es-Sâbit Ebû Hantfe (80-150/699-767), Zufer b. e!-Huzeyl (110-158/728-775), Ya'kûb b. İbrahim Ebû Yûsuf (113-182/731-798), Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybânî (131-189/748-804),
130[130] İbn Nedîm, el-Fİhrİst 8.71; Ez-Zebidl, Tabakât, s.217; Yflkût el-Hamavî, Mu'camu'l-Udeba, 6:162.
131[131] Âsim Efendi (Olm.1235/1819), Kâmûs Tercemesi, 1:225 İstanbul-1305.
132[132] El-Kurtayn Mısır, 1355 (Matbaatu'ş-Şark) tab'ı. Bu eseri, Muhammed b. Ahmed b. Mutarrif el-Kinânî el-Kurtubt EbÛ Abdillah (354-387/965-996), ibn Kutaybe'nin Te'vîlu Muşkili'l-Kur'ân'ı ile Tefsîru GarTbi'l-Kur'an'ını birleştirerek meydana getirmiştir. {Bkz. Te'vîlu Muşkili'l-Kur'ân, (Kahire, 1373/1954) es-Seyyid Ahmed Sakar neşri, mukaddime, s.65-66).
133[133] El-Kurtayn Mısır, 1355 (Matbaatu'ş-Şark) tab'ı. Bu eseri, Muhammed b. Ahmed b. Mutarrif el-Kinânî el-Kurtubt EbÛ Abdillah (354-387/965-996), ibn Kutaybe'nin Te'vîlu Muşkili'l-Kur'ân'ı ile Tefsîru GarTbi'l-Kur'an'ını birleştirerek meydana getirmiştir. {Bkz. Te'vîlu Muşkili'l-Kur'ân, (Kahire, 1373/1954) es-Seyyid Ahmed Sakar neşri, mukaddime, s.65-66).
134[134] El-Muberred'in ayrıca Kitâbu İ'rfibi'l-Kur'ân, Kitâbu Ihticâci'l-Kırâe ve Kitabufl-Hurûf tf Meânî'l-Kur'ân (Tâ Hâ'ya kadar) adlı eserleri de konumuzla ilgilidir. (İbn Nedîm, el-Fihrist s,59; ez-ZebidT, Tabakât, s.108; Katip Çelebî, Keşfu'z^unûn 1:123).
135[135] İbn Nedîm, ef-Fihrist, s.81; Ez-Zebîdî, Tabakât, s.171.
136[136] Yâkût el-Hamavî, Mu'cemu'l-Udebâ, 1:46; Ez-Zebîdî. Tabakât, s.120; İbn Nedîm, e\-Fihrist, s.60.
137[137] Nedim, el-F/ftfisf, s.35 ve 61; İsmail Paşa, Hediyatu'f-Ârifîn, 2:32; Yâkût el-Hamavî, Mu'cemu'lUdebâ, 6:483.
138[138] Yâkût el-Hamavî, Mtı'cernu'l-Udebâ 1:141; Ibn Nedîm, el-Fihrist, s.138; Ez-Ziriklî, el-A'lâm. 1:131. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 25-29.
Bişr b. el-Velîd el-Kindî (238/852), Muhammed b. Şucâ' Ibn es-Selcî (181-266/979-880).
b) Ehlu'l- Hadîs:
Şurayh b. el-Hâris el-Kâdî (Ölm. 78/697), Mekhûl b. Ebî Müslim eş-Şâmî (ölm. 112/730), Abdullah b. el-Mubârek (118-181/736-796), Ibrâhîm en-Nahaî (46-96/666-815), Abdu'r-Rahmân b. Amr el-Evzâî (88-157/707-774), Şu'betu'bnu'l-Haccâc (82-160/701-776), Cerir b. Hazım (85-170/705-786), Bişr b. el-Mufaddal (Ölm. 186/801), Muhammed b. Idrîs eş-Şâfiî (150-204/767-820).
c) Zâhiriyye: Ebû Selaymârv Dâvûd b.Alî ez-2âhirî 139[139]el İsbehânı (201-270/816-884).
d) Mu'tezîle : Bişr b. el-Mu'temir (Ölm. 210/825), Bişr el-Merîsî (Ölm. 218/833).
Ayrıca (114a) ve (111b) gibi ifâdelerle bu fıkhî mezhep ve ekollere işaret ettiği de olmuştur.140[140]
h-Kelâmcılar:
Ebû Abdillah el-Husayn b. Muhammed b.Abdillah en-Naccâr er-Râzî (Ölm. 220/835) (Neccâriyye mezhebinin kurucusundur.). Ebû Ishâk Ibrâhîm b. Seyyar b. Hâni1 en -Nazzâm {Ölm. 231/845), (Nazzâmiyye fırkasının kurucusudur.) Ebu'l-Huzayl el-Allâf Muhammed b. el-Huzayl b. Abdillah b.
Mekhûl (135-235/753-850), Cafer b. Harb el-Hemedânî (177-236/793-850), Ibn Râvendî Ahmed b. Yahya b. Ishâk Ebu'l-Husayn (ölm. 298/910), Ebû Ömer Muhammed b. Ömer el-Bâhilî /Ölm. 300/913), Muhammed b. Abdi I-Vehhâb b. Selâm Ebû Alî el-Cubbâî (235-303/849-916) (El-Cübbâiyye fırkasının kurucusudur.) Ebû'lKâsım Abdullah b. Ahmet b. Mahmûd el-Ka'bî el-Horasânî (Ölm. 319/931) (Ka'biyye fırkasının başıdır. Tefsire ait de bir eseri vardır.) Ebû Hâşim Abdu's-Selâm b. Muhammed b. Abdi'l-Vehhâb (247-321/861-933).141[141]
İKİNİCİ BÖLÜM
A-ÂYETİN ÂYETLE TEFSİRİ
A) "Biz Gerçekten Âdem Oğullarını Şereflendirdik.142[142]
Mâturidî, âyeti özetle, "âdem oğlunun güzel biçimde yaratıldığını143[143] kendisine, iyiyi kötüden ayırd edebilmek için aklın, konuşma ve ifâde kabiliyetinin ve hikmeti anlayabilme özelliklerinin verildiğini ve eşyanın ona musahhar kılındığını144[144] söyleyerek ve diğer âyetlere dayanarak tefsîr ettikten sonra; Ehl-t Te'vîl'in, "... Diğer canlılar doğrudan doğruya ağızlarıyla yerler, içerler. İnsan ise, yerken ellerinden de yararlanır. İşte insanın diğer canlılara üstünlüğü budur." dediklerini naklediyor. Ancak bunu yeterli bulmuyor. Ve müteakiben de:
"İnsanoğlunu karada ve denizde taşıdık145[145] mealindeki bu cümle, "İnsanı şereflendirdik" cümlesini bizim açıkladığımız şekilde tefsîr ediyor" diyor. 146[146]
139[139] İbn nedim, el-Fî/7ris/, s.216; Ez-Zirİklî, Bl-A'lâm 3:8.
140[140] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 29.
141[141] El-İsrâ sûresi. âyet:70. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 30.
142[142] et-Tîn sûresi, âyet:4.
143[143] El-Bakara sûresi, âyet:29; Lokman sûresi, âyet;29 el-Fâtİr sûresi, âyet:l3.
144[144] El-isrâ sûresi, âyet:70.
145[145] Te'vilât, v.425b-426a.
146[146] en-Nahl sûresi, âyet:102.
b) Bu âyetin (en-Nahl sûresi: 102), Tevbe sûresinin 124. âyetinin tefsiri olduğunu ve imânın ziyâdelenmesinin imânda devam ve sebat anlamına geldiğini söylüyor. Çünkü Tevbe sûresinde geçen bu âyetteki imânın artması, burada "tesbît" olarak zikredilmektedir." diyor. Ve bunun da, yukarıdaki metinde görüldüğü üzere her İki âyette biribirine mukabil olarak tesbit ettiği cümlelerle te'yîd ediyor. Âyetler arasında bulduğu bu ilişki ile, Nahl sûresinin bu 102. âyetinin, Tevbe süresindeki 125. âyeti tefsîr ettiğini tevsîk ediyor.147[147]
Mâturidî'nin âyeti âyetle tefsîrdeki bu metodunu, tesbît edebildiğim kadarıyla daha evvelki tefsirlerde bulamadım. 148[148]
c) Mâturidî, burada bâzı rivayet ve ihtimâller naklettikten sonra Virnın; (rüsvây etmek, utanacak duruma düşürmek) manasına geleceğini daha uygun bulduğunu ve buna delîl olarak da el-Hicr sûresinin 69 ve 70. âyetlerini gösteriyor. 149[149]
d) "Onlar, Yûsuf'u pek ucuza, bir kaç dirheme sattılar. 150[150]
Mâturidî, "Ehl-i Te'vîl, Yûsuf'un 20 veya yirmi küsur dirheme satıldığını söylüyorlarsa da, bu sâhîh haberden başka yolla bilinemez. Âyetten anlaşılan, Yûsuf'un ancak noksan bir değerle satılmış olmasıdır." diyor.
Mâturidî burada, Hûd sûresinin 84. âyetini, A'râf sûresinin 85. âyetinin tefsirinde dikkate almış ve sonra, A'râf sûresinin aynı âyetiyle de, Yûsuf sûresinin 20. âyetindeki kelimesini lugâttan da yararlanarak tefsir etmiştir. 151[151]
Görüldüğü gibi Mâturidî, âyeti âyetle tefsîr ederken, âyetler arasında irtibat kuruyor. Ve icâbında -burada olduğu gibi- âyetler arasında rabıta kurarak neticeye varıyor. Bu metinden de anlaşıldığı üzere, asılsız haberlerden kaçınıyor rivayet ve dirayet tefsirlerine hakkını veriyor.152[152]
e) Mâturidî bu âyete, "Allah"ı tanımayan ve O'nu yalanlayanlar, hem önderleri ve hem de onlara tâbi olanlar beraberce azâbda olurlar."
manasını veriyor ve görüldüğü gibi başka âyetlerden istidlal ederek tefsîr ediyor.
Mâturidî, âyeti âyetle tefsîr ederken, ilgili bulduğu bir çok âyet-i kerîmeyi bir araya getirir. Bunun Te'vîlâtta pek çok örnekleri vardır. Bundan MâturidTnin hafıza gücünün kuvvetini ve konuya hakimiyetini de anlamaktayız.
f) Mâturidî burada, "-Harun'un, sadece vezîr olarak, halbuki Tâ Hâ ve Meryem sûrelerinde Nebî ve Resul olarak zikredildiğini; binâenaleyh bu âyetlerden Harun'un Nebî, Resul ve Musa'nın vezfri olduğunun anlaşıldığını" söylüyor. Daha sonra da "vezirin", yardım ve destek manâsına geldiğini belirtiyor: bu tefsirinde de Tâ Hâ sûresinin 29-31 ve el-Kasas sûresinin de 34. âyetlerinden istidlal ediyo.153[153]
g) Yûsuf'un kardeşleri kendi aralarında konuşurlarken:
Yûsuf'u öldürün, yahut onu uzak bir yere sürün ki babanızın sevgisi yalnız size inhisar etsin" dediler. 154[154] Mâturidî, "Âyet, kardeşlerinin Yûsuf'u öldürmeğe azmettikleri manâsına muhtemel değildir. Fakat kardeşlerinin, "Onu öldürelim, yahut uzak bir yere bırakalım" diye aralarında müşaverede bulunduklarına hami edilir. Bu, Hz. Muhammed hakkında, "Kâfirler, senin elini kolunu bağlamak, yahut seni öldürmek, yahut da seni yerinden yurdundan çıkarmak için pusular
147[147] Burada, Nahl sûresinin 102. âyeti, Tevbe sûresinin 124. yetini tefsîr ediyor. Mâturidî, Nahl sûresinin 101 .âyetini, Tevbe sûresinin 125. âyetine mukabil olarak gösteriyor.
148[148] Hûd sûresi, âyet:78.
149[149] Te'vllât, v.388b.
150[150] Yûsuf sûresi, âyet:20.
151[151] Te'vliat, v.352b.
152[152] Er-Rûm sûresi, âyet: 16.
153[153] Te'vtlât, v.518a.
154[154] Yûsuf sûresi, âyet:9.
kurmuşlardı.
155[155] mealindeki âyette olduğu gibidir. Müşrikler de bir nokta üzerinde ittifak etmediler. Ancak, Peygamber'i nasıl bertaraf edelim diye aralarında istişarede bulundular. Bu istişareleri, bu üç şıktan muayyen birini değil, ancak mutlaka birisini tatbik noktasında birleşiyordu. Binâenaleyh, Enfâl süresindeki bu âyette, Hz. Muhammed'i öldürmek noktasında ittifak ve azim olmadığını anlıyoruz." diyo. 156[156]Mâturidî, bu noktadan hareketle, Yûsuf'u da kardeşlerinin Öldürmeğe kararlı olmadıkları sonucunu çıkarıyor. Ve: 157[157]
"Esasen aynı âyetteki "... ki babanızın sevgisi yalnız size inhisar etsin" cümlesi de, kardeşlerinin Yûsuf'u öldürmeğe değil, babalarının kendilerine teveccüh etmesini sağlamayı hedef aldıklarına delâlet ediyor." demektedir.
Netice olarak, âyette muhtemel görmediği mânâyı reddetmek ve muhtemel mânâyı çıkarmak için ilgili başka âyetlerin inceliklerine iniyor ve, tefsîr etmekte olduğu âyetin bir cümlesi ile de görüşünü ispata çalışıyor. Daha doğrusu bu âyetlerin yardımıyla o görüşe varıyor. Bu, bize Mâturidî'nin delilleri bulma ve değerlendirmedeki gücünü, aynı zamanda hukuk ilmindeki derinliğini ve tarafsızlığını da gösteriyor. Görebildiğim mukaddem tefsirlerde bu türlü hukukî muhakeme ve tetkike rastlayamadım.
h) "Mûsâ ailesine, (burada) durun, ben bir ateş gördüm.158[158] mealindeki âyeti tefsîr ederken Mâturidî:
"O esnada Musa'nın ne durumda ve bu hadîsenin hangi mevsimde olduğu bu âyette açıklanmıyor. Fakat bunu, el Kasas sûresinin "Mûsâ ailesiyle beraber yola çıktı ve Tûr tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: Durun, ben bir âteş gördüm. Yâ size oradan bir haber, yahut ateşten bir kor getiririm de ısınırsınız. 159[159] mealindeki âyetinin daha iyi aydınlattığını" söylüyor.
Âyet açık olmasına rağmen Mâturidî, kendisine hâs uslûbüyle hangi kelime ve cümlenin neye delâlet ettiğini de şöylece tasrîh ediyor: kelimesi, bu hâdise esnasında Musa'nın seyir ve sefer halinde olduğuna cümlesi de, vak'anın soğuk ve kış mevsiminde vuku' bulduğuna delâlet eder." Diyor. 160[160]
Bu, Mâturidî'nin, âyeti âyetle tefsîr ederken mes'eleyi aydınlatacak âyetleri teşhisteki isabetini, lüzum gördüğü yerlerde kanaat ve kararını söylerken kapalı ifâdelere iltifat etmediği gibi ilmî bir özelliğini ve âyetten delîl göstermek suretiyle tarihî vak'aları da aydınlattığını göstermektedir.
i) "Kıyamet gününde Biz, kâfirlerin ağızlarını kapatırız. Ne yaptıklarını, ne kazandıklarını Biz'e elleri söyler, ayakları da şehâdet eder. 161[161]mealindeki bu âyetin tefsîrinde, Mâturidî: "Doğrusunu Allah bilir ya, anlaşılan onlar küfürlerini, şirklerini ve dünyada işlediklerini kıyamette "ey Rabbimiz, vallahi biz şirk koşmadık"162[162]diye yemînle inkâr ederler. 163[163]Allah da, onların ağızlarını kapatır ve yaptıklarını uzuvlarına söyletir ve şehâdet ettirir." dedikten sonra devamla En-Nûr sûresinin 24. ve Fussilet sûresinin 20. âyetleriyle bu tefsîrini takviye ediyor:164[164]
"Lisan yaptıklarını inkâr ve bunun için yemîn de edip, konuşma vasfını
155[155] El-Enfâl sûresi, âyet:30.
156[156] Te'vilât, v.352a; 284b.
157[157] Te'vilât, v.352a.
158[158] Tâhâ sûresi, âyet: 10.
159[159] El-Kassas sûresi, âyet:29.
160[160] Te'vîtât, v.443a, 457a.
161[161] Yasin sûresi, âyet:65.
162[162] el-En'âm sûresi, âyet:23. x) el-Kasas, 29.
163[163] Mâturidî, bu muamelenin yalnız kâfirlere tatbik edileceğini, mü'minlarin ise (esasen mukırr (^») oldukları için) böyle bir muameleye tâbi tutulmayacaklarını söylüyor ve bunun için de el-Mücâdele sûresinin 1S. âyetinden de istidlal ediyor. (Te'vîlât v.502a). Bu, aslında mü'minler için büyük bir ümit kapısı olmakla beraber, Mâturidî'nin de güçleştirici olmadığını gösteriyor.
164[164] Te'vilât, v.612a.
kaybettikten sonra Cenâb-ı Hak inanmayanların dillerini tekrar konuşturur ve onlar artık kendi aleyhlerinde konuşan uzuvlarına: "Niye aleyhimizde şehâdet ettiniz?" diye sitem ederler. Uzuvlar da: "Her şeyi konuşturan Allah bizi de söyletti", diye cevap verlrler.
165[165] diyor."
Mâturidî burada, âyeti ilgili âyetlerle tefsîr ediyor, âdeti veçhiyle, biraz önce işaret ettiğimiz en-Nûr sûresinin 24. âyetinin tefsînde de aynı konuyu -tekrar denemeyecek tarzda- aynı metod ve aynı fikir insicamı içinde tefsir etmişti. 166[166]
k) "Onlara bir delil de: Zürriyetlerini dolu gemilerde taşımamızdır167[167] Mâturidî, "Bu âyetteki kelimesinde müfessirler ihtilâf etmişlerdir: Bâzıları Nuh'un ve Ona uyanların bindiği gemidir; bâzıları ise, bununla yük taşınan ve binilen bütün gemiler kast edilmiştir demişlerdir. Nitekim, cinstir, bire ve çoğa şâmildir.
"Eğer bu âyetteki kelimesinden Nuh'un gemisi murâd edilirse,
"Biz onlara fülke benzer binilecek bir çok şeyler de yarattık." âyetiyle Nuh'un gemisinden başkaları murâd edilmiş olur." diyor. Ve: ile Nuh'un gemisinden başka gemiler kast edilmiş
olursa, "Biz onlara fülke benzer binilecek bir çok şeyler de yarattık" âyetiyle, ez-Zuhruf sûresinin 12. âyetinde olduğu gibi binek hayvanları murâd edilmiş olur." diyerek, burada birinci âyetin tefsiriyle ilgili görüşleri naklediyor, buna göre ikinci âyeti tefsir ediyor ve bunda diğer bir âyetten daha yararlanıyor.
Ayrıca -metinde de görüldüğü gibi- tefsîri işledikten sonra kelâmla ilgili olarak, "Biz onlara tülke benzer binilecek bir çok şeyler de yarattık" âyetinden eğer bütün gemiler kast edilmiş olursa, bu, Mu'tezilâ'nin "Ef'âl-i İbâd mahlûk değildir." görüşünü nakz eder. Çünkü bu gemiler insanlar tarafından yapıldıktan sonra gemi olurlar. Halbuki yapılmadan önce ise, gemi odundan ibarettir. Şu halde insanların yaptıkları gemileri, Allah'ın "yarattık" demekle insanların ef'âlini de yaratmış oluyor." diyor.168[168]
I) Görüldüğü gibi Mâturidî, burada ehl-i Te'vflden, âyetin âyetle tefsîrini naklediyor. Fakat bunu benimsemiyor. Biraz daha ilerdeki âyete dayanarak, kendi görüşünü belirtiyor.169[169]
B- Kırâet Ve Mushaf Farklarıyla Tefsir:
Mâturidî, kırâet ve mushaf farklarını tefsîre yardımcı olarak veya bu farklı kırâetleri tefsîr etmek için almıştır. Bunun dışında kırâet farklarına çok az temas etmiştir. Mushaf ve kırâet farkları arasında bir değerlendirmeğe girmemiştir. Bunu, ya konu dışı saymış veya mes'ûliyetinden endişe duymuş olacaktır170[170] Ancak kırâetler hicrî 4. asırdan sonra biribirinden ayrılarak bir sisteme bağan171[171]için de, kıra et farklarının ayrıntılarına girmemiş olabilir.
Kırâette tanınmış olanlardan Âsim b. Ebi's-Sabâh el-Basrî el-Cahdar172[172] ve
165[165] Fuzsilet sûresi, âyet:21,
166[166] Te'vilât, v.502a.
Not: Mâturidî, bu âyetin tefsîriyle ilgili olarak şöyle bir açıklama da yapmıştır: "... Dildeki konuşma, dilin bir organ olarak bizatihi vasfı değildir. Diğer duyu organlarında olduğu gibi bu da, Allah'ın dile verdiği bir lütuftur. Ayrıca bu hususta bkz. Şerh-i Akaid, Ömer en-Nesefî, s.22 ve el-Cûrcanî Şerh-i Mevâkıf, s.436). Nasıl ki, gıda da yemek ve suyun kendisi değildir. Bu maddelere Allah'ın bahşettiği bir lütuf ve manâ vardır ki iste gjda budur, nitekim yenen maddeler vücûtla katmıyor. İlrâh ediliyor." diyor ve bununla kalori ve enerji, ifâdesini bulmuş oluyor. Mâturidî, tefsirde yeri geldiğinde böyle faydalı ve İlmî noktalara dokunur. Hele gıdanın bu şekildeki tanımı, müsbet ilimler bakımından çok önemlidir. (Te'vîlât v.612a).
167[167] Yâsîn sûresi. âyet:41.
168[168] Yasin sûresi, âyet:42.
169[169] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 33-40.
170[170] Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm, Fedâilu'l-Kur'ânında: "Şazz kırâetin, kırâe'i meşhûreyi tefsir ve beyân ettiğini" söyler. Âişe ve Hafsâ'nın "Salâtu'l-Vustâ"dan sonra "S.alâtu'l-Asr" karâetlen gibi. (Ez-Zerkeşî, el-Burhân, 1:336).
171[171] Ez-Zerkeşî, el-Burhân, 1:327.
172[172] İbn nedîm, e\-Fihrist, s.30,31; El-Burhân, 1:249,38450. el-İnsân sûresi, âyet:31.
Muhammed b. Ahmed b. eyyûb b. Şenbûz (Ölm.328/939)'den
173[173] sadece birkaç defa bahsetmiştir. El-Kisâî, el-Hasan el-Basrî ve Mücâhid'den seyrek de olsa kırâet nakilleri yapmıştır.
a) Mâturidî, bu âyetin Ubeyy b. Ka'b, ibn Mes'ûd ve Hz. Hafsâ'nın mushafla-rında 174[174]şeklinde olduğunu ve bunun âyeti tefsîr ettiğini söylüyor. 175[175]
b) Mâturidî, bu âyetin Ubeyy b. Ka'b, İbn Mes'ûd ve İbn Abbâs'ın m ush afları nda176[176] ibaresinin de bulunduğunu gösteriyor ve resmî mushaf dışında kalan bu metni: "Peygamber, şefkat ve merhamette veya kendisine itaat edilmesi gereğinde mü'minlerin babası durumundadır." diye tefsîr ediyor.
c) Mâturidî, bu âyette kelimesinin ref 177[177] nasb178[178] ve cer179[179] ile okunduğunu söylüyor. Merfû okunduğu takdirde mahzûf mübtedâ olan nin haberi olur. Meksûr okunduğunda ise Kur'ân'ın sıfatı olur. Mensûb okunduğunda da mahzûf fiil olarak takdîr edilen 'nin mef'ûl-u mutlakı
olu180[180]diyor. Görüldüğü gibi meşhur kırâetleri belirtirken metnin i'râbını da yapıyor.
d) Mâturidî, bu âyette geçen "Teyemmüm" kelimesinin, "kasıt" manâsına olduğu naklediyor. Bu takdîrde teyemmümde niyetin şart olacağını ve niyetsiz teyemmümün caiz olmayacağını istidlal ediyor ve bunu, İbn Mes'ûd'un kırâetiy181[181] takviye ediyor.182[182]
e) Görüldüğü gibi Mâturidî burada, âyetin tefsirinde İbn Mes'ûd'un mushafından gelen kırâet metnini aynen alıyor ve tefsîr olarak değerlendiriyor. Ancak bu kadar uzun mushaf farkını naklettiği hâlde, bu mushaf farkları hakkında -bilhassa burada- bir açıklama yapmadığı gibi, Te'vflât'ın başka yerlerinde de açıklama yoktur. 183[183]
f) Mâturidî, bu âyette olabile kelimesinin "yakın' manâsına184[184]
ceğini söylüyor ve âyeti buna göre tefsîr ediyor. Bu tefsirine, İbn Abbâs'ın kırâetiyle185[185]Stidiâlde bulunuyor. Ayrıca "Zann" kelimesinin gerçekten zann manâsına gelebileceğimde caiz görerek, buna görede manâ veriyor.
İbn Abbâs'ın bu kırâeti şâzz olduğu içindir ki, buna müsteniden âyete kesin hüküm vermediğini görüyoruz. 186[186]
g) Mâturidî, burada resmî mushaftakinin kırâet-i âmme olduğunu tasrîh
ettikten sonra, Âsim el-Cehderî'nin şeklinde elifle okuduğunu zikrediyor187[187] Ancak kelimenin bu kıra ette ki cemi hâlinin tefsirine lüzum görmüyor
h) Mâturidî burada, 'mn ikindi namazı olduğu rivayetini ve Hafsa'nın mushafındaki kırâeti naklediyor188[188] Bu kadarıyla yetinerek, diğer rivayet ve görüşlere geçiyor. Yani, bu kırâet farkına dayanarak kesin tefsirde bulunmuyor.
173[173] el-Ahzâb sûresi, âyet:6; Te'vîtât, v.578b.
174[174] İbn Ebî Dâvûd, el-Mesâhİf, s.273 (İngilizce kısmı).
175[175] el-İnsân sûresi, âyet:31.
176[176] el-İnsân sûresi, âyet:31.
177[177] Yasin sûresi, âyet:5.
178[178] Ref okuyanlar, nasb ve cerr okumayanlardır.
179[179] Nasb okuyanlar İbn Âmir, Hafs, Hamza, el-Kisâi ve Half'dır. Ayrıca el-A'meş de böyle okumuştur.
180[180] Cerr okuyanlar ise, Hasan ve el-Yezîdî'dir. (Ahmet ed-Dimyâtî, İthaf, s.223, Mısır-1317).
181[181] Te'vMt, v.607a.
182[182] El-Kıyâme sûresi, âyet:28.
183[183] Te'vaâl, v.852b.
184[184] İbn Ebî Dâvûd, el-Mesâhif, s.207 {İng. kısmı).
185[185] Er-Rahmân süresi, âyet:76.
186[186] Te'vüât, v. 750a.
187[187] ibn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, S.168 (İng. Kısmı); Ed-Dimyâtî, ithaf,s.251. (İthaf, bu Kırâeti İbn Muhaysin'e izafe eder. Anlaşılan bu, 14 kıraate dâhildir.)
188[188] El-Bakara sûresi, âyet:238.
Biraz ilerde kendi görüşünü de açıklıyor.
189[189]
i) Görüldüğü gibi Mâturidî, burada iki kırâet vechini gösteriyor (ki bunlar kırâet-İ zâhiredendir190[190] Bunlardan birinci vechi mânâlandınrken tasrîh ettiği şâzz kırâetten yararlanıyor. 191[191]
Te'vîlât'ta, şâzz kırâetler -yerine göre- çok nakledilir. Ancak burada olduğu gibi, tasrîh edildiği az olur. 192[192]
k) Mâturidî, bu metinde kırâet-i zahireyi tasrîh ediyor. Te'vîlâtta, kıraat-İ zahireden Âsim kırâetini esâs almıştır. Kırâet-I zahireyi az tasrîh eder, fakat burada tasrîh etmiştir. (Bu noktayı görmek İçin bu Örneği aldık.) Bundan sonra, -metinde de görüldüğü gibi- her iki kırât-i zahireye göre manâ ve i'râba geçiyor. Bir nahivci gibi i'râbın esâslarını anahatlarıyla veriyor. İ'râbdan da yararlanarak kendi fikrini söylediği gibi nakiller de yapıyor. Dil bakımından bunların hepsinin de caiz olduğunu söylüyor. 193[193]
Bu ve diğer örneklerden de anlaşıldığı üzere, Te'vîlât'ın bir kırâet kitabı olmadıöınr, kırfietleri sırf tefsir maksadıyla aldığını görüyoruz.194[194]
I) Mâturidî, bu âyetin kırâetinde ihtilâf edildiğini, Hz. Âişe'nin rivayetine göre zamm ile olduğunu ve Hasan'ın da böyle okuduğunu; Dehhâk'ın ise, bütün Kurrâ'nın olarak feth ile okuduklarını, Ebû Ubeyd'in de "Eğer halkın garîb karş/Jayacağından endişe etmeseydim, bunu zamm ite okurdum. Fakat böyle okuyan birisini bilmiyorum." dediğini naklediyor. 195[195]
Mâturidî, âyetin kırâeti konusundaki bu durumu böylece ortaya koyduktan sonra, her iki kırâete göre yapılan te'villeri gösteriyor. ten Her iki kırâetin de caiz olduğunu, âyetle de istidlal etmek suretiyle kendi görüşü olarak belirtiyor. 196[196]
m) Mâturidî bu âyetin tefsîrinde, "Eğer İbn Mes'ûd'un mushafından rivayet edilen kırâeti olmasaydı, bu âyette veya manâsına almak mümkün olurdu. Nitekim dil bakımından bu caizdir. Fakat ibn Mes'ûd'dan gelen bu kırâet bizi tatmîn etti." diyor.
Buradan ve (Te'vîlât v. 796a)'dan, Mâturidî'nin Mushaf farklarıyla tefsirde İbn Mes'ûd'un mushafına daha çok rağbet ettiği, ayrıca buradan (Te'vîlât v.209a) yerine göre mushaf farklarını lûgata tercîh ettiği anlaşılabilir. İleride de görüleceği gibi Mâturidî, daha çok lûgata Kur'ân'la istidlal eder.
olduğunu söylüyor. kelimesinin zaîer ve men' manâlarına geldiğini kaydettikten sonra, her iki kırâete göre, başka âyetlerden de yararlanarak âyete mânâ veriyor. Bu suretle kelimenin mânâsı üzerinde neticeye varıyor.
o) Mâturidî, lügat ve kırâet bakımından önemli olan bu âyet hakkında söylenenleri naklediyor; bunları reddetmediği gibi, bu konuda kendi görüşünü de belirtmiyor197[197]
C- Âyet'in Hadisle Tefsiri:
a) Mâturidî, bu âyette "millet" kelimesini "dîn" ile tefsîr ediyor. Bu tefsirinde, el-Beyhakî (384-458/994-1066)'nin Ebû Hureyre (H.Ö21-59/602-679)'den rivayet
189[189] el-Makke sûresi, âyet:9.
190[190] Ibn ebî Dâvûd, el-Mesâhif, s. 104.309 (Ing kısmı); Ed-Dimyâtî, İthaf s.260 (I. kırâet Ebû Amr, el-Kıssâî, Ya'kûp ve el-Hasan'ın; II. kırâet iss, Yezîdî ve diğerlerinindir.)
191[191] Te'vtlât, 816b-817a.
192[192] 75. dipnotun aynı.
193[193] En-Nûr sûresi, âyet:1.
194[194] El-Vâkta sûresi, âyet:89.
195[195] Yûsuf sûresi, âyet: 87
196[196] Te'vîlât, v.755a. (Not: İthaf, Eş-Şâtıbıyye, Tayyibede (rjj) 'un zamm ile kırâetr yoktur. el-Mesâhif'dele bulamadım.)
197[197] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 40-46.
ettiği hadîs ile istidlal ediyor
198[198] Te'vîlât'ta "millet" kelimesi hep böyle tefsîr edilmiştir. 199[199]
b) Âyette geçen200[200] kelimesinin kinaye yoluyla doğrudan doğruya "at" manâsına gelebileceğini kaydediyor. Bu tefsirini de Müslim (204-261/820-875)'in, Urvetu'l-Bârikî'dent201[201] rivayet ettiği bir hadîs202[202]ile te'yîd ediyor. Daha sonra âyetin tamamını tefsîr ederken bunu esâs alıyor.
Ei-Kurtubî, et-Câmi' H Ahkâmi'l-Kur'ân,
c) Âyetteki "devam", vaktinde ve şartlarına riâyet ederek namaza bağlı olmak anlamınadır. Yoksa devamlı olarak namazda kalmak anlamına değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz de: "Allah'ın en çok sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır." buyurmuşlardır. 203[203]Bu hadîsdeki "devânV'dan, vâcib olan ibâdete vaktinde bağlı olmak kast edilmiştir. Zira devamlı olarak ibâdette kalmak ağırdır. Ayrıca maksat, devamlı olarak ibâdette kalmak olsaydı,
hadîsdeki nin de bir manası kalmazdı.
Maturidî, bunları söyledikten sonra, "Âyetteki devam'in manâsı işte bizim açıkladığımız şekildedir" diyor.
Görüldüğü gibi Maturidî, âyeti hadîsle tefsir ediyor ve hadîsi de şerh ederek, âyetle hadîs arasında mükemmel bir irtibat kuruyor. Daha sonra ise, "İkâmet" kelimesinin arapcadaki isti'mâli üzerinde durur, bunun bâzan namazı kılıp, bâzan da terk etmek manasına gelemeyeceğini; bunun namazı vaktinde ve şartlarına riâyette kılmak manâsını taşıdığını belirtiyor.
d) Maturidî burada, biribiriyle ilgili olan iki müteşâbih âyeti bir araya getiriyor ve uygun olan manâyı veriyor. Bu arada hadîsden de yararlanıyor. Dolaytsıyle
e) Mâturidî, âyeti bütün yönleriyle tevcîh ve tefsîr ediyor, va flabb, artık doldum, bende yer kalmadı." yahûd: "Dolmadım, daha var mı?" diye iki vecîh gösterdikten sonra:
Bâzı müfessirlerin, Cehennem'in dolmak için fazla istekte bulunacağını söylediklerini ve bu görüşlerini de Ebû Hureyre'den rivayet ettikleri bir hadîs ile te'yîd ettiklerini belirtiyor. Bunun ise doğru olmadığını ve teşbîh olacağını ileri sürüyor. Kur'ân'a ve aklî delillere muhalif düşen haberin reddedilmesinin gerektiğini de söylüyo.204[204]
Gerçi, Muhammed b. el-Hasan b. Fûrek (Ölm. 406/1015), bu hadîsinin naklinin sahîh olmadığını ve Abdu'r-Rahmân b. el-Cevzî (508-597/1114-1201)'de, hadîsde tahrif olduğunu söylüyorlar. Ancak bu hadîs, Buhar? ve Müslim gibi mu'teber hadîs kitaplarında vardır. 205[205]
Mâturidî, bundan evvelki (d) fıkrasında müteşâbih hadîsi te'vîl ettiği halde, burada aynı durumdaki bir hadîsi te'vîl etmemiştir. Bu, onun bu hadîsi daha çok dikkat çekici bulmuş olmasından olabilir. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz
gibi, bu hadîs hakkında konuşanlar da olmuştur. 206[206]
f) Mâturidî, "Ka'be'ye "Beytu'l-Atîk" denmesi, bâzılarına göre, Allah'ın onu zâlimlerin tasallutundan masun kılmasındandır; diğer bâzılarına göre ise,
198[198] en-Nahl sûresi, âyet:123; Te'vHât, v.410b.
199[199] El-Beyhaki, es-SOnanu'l-Kübra.
200[200] Sâd sûresi, âyet:32; Te'vtlSt, v.630a.
201[201] Hayatı için bkz. Usdu'l-Gâbe fî Ma'rîfeti's-Sahâbe, 3:403, İzze'd-Dîn Ebû'l-Hasan A(î b. Muhammet) İbnu'l-Esîr.
202[202] Müslim, el&riu's-SahTh, 6:32.
203[203] Müslim, el-Câmiu's-Sahîh, Kitâbu'l-Müsâfirîn bâb:29.
204[204] Dr. Mustafa es-Sibâî'nrn, Abdu'r-Rahmân b. el-Cevzî (508-597/1114-1201)'den nakline göre, hadîsin sıhhatini değerlendirmekte aklın da payı vardır. (Es-Sünne ve Mekânetuhâ fTt-Teşri'l-İslâmî, s.116), Kahire 1961): Aynı görüşü, Fahru'r-Râzî Muhammed b. Ömer (544-606/1150-1210)'in el-Mahsûl (yazma)'ünden de naklediyor.
205[205] Bedre'd-Dân el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, 9:164.
206[206] El-Hacc sûresi, âyet:29.
Allah'ın onu dördüncü semâya kaldırmış olmasındandır. Bize göre ise, "Beytu'l-Aîk", ibrâhîm Aleyhi's-Selâm'in yaptığı binadır." diyor. Bu görüşüne de, Hz. Âişe'nin:
hadîs-i şerifini delil getiriyor. Daha sonra da, birinci görüşü te'yîd eden Abdullah b. ez-Zübeyr (i-73/622-692)'in:207[207] hadîsini ele alaraK, "Eğer hadîs sabit ise, bu budur" diyor. 208[208]
Mâturidî, burada âyetin tefsîri hakkında iki görüş naklediyor. Bu arada kendi görüşünü de belirtiyor. Kendi görüşünü hadîsle te'yîd ediyor. Naklettiği görüşlerden birincisini ise, hadîsin sabit olması hâlinde kabul ediyor.
Bundan anlaş'209[209]ki Mâturid?, tefsîrde hadîsin sıhhati üzerinde titizlikle duruyor. Hadîsin sıhhati hakkında tereddüdü olmadığı zaman hadîsle direkt olarak tefsîr yapıyor. 210[210]
g) Mâturidî, 'nln tefsîri hakkında müfessirlerden muhtelif manâlar nakleder. Bunların arasından, kelimenin "firâset" manâsına geldiğini hadîsle istidlal eden bir görüş de vardır. Eğer bu hadîs, rivayet edildiği bu şekliyle sabit ise, manâ budur diye, kendisine hâs o ihtiyatlı tutumuyla bunu kabul ediyor.
Ancak müfessiHerin âyetteki "âyat" kelimesinin açıklamadıklarını söylüyor ve daha sonra bu hususta gerekli açıklamayı yapıyor.
h) Mâturidî, âyetle sabit olduğu için isrâ'yi kabul ediyor. Fakat mi'râc hadîsinin haber-i âhâd'dan olması itibariyle, i'tikâda taalluk eden böyle bir mes'elede haber-i âhâdla hüküm verilemeyeceğini söylüyor.211[211] Bu gibi yerlerde, Kur'ân'ın beyânından ileri gidilemeyeceğini de kaydediyor.
Mâturidî, amelî hükümlerde haber-i âh âdı delît olarak kabul eder. 212[212]
i) Mâturidî, Âyetteki siyah ve beyaz ifâdelerini hadîsle tefsîr ediyor. Ve bunun, (yastık altındaki beyaz ve siyah ipliğin biribirinden ayırd edilmesi olmayıp, gece ile gündüzü biribirinden ayıran) ufuktaki beyazlık olduğunu söylüyor. 213[213]
Mâturidî, bundan sonra da: hadîs-i şerîfini kaydediyor. Bu hadîsin sonuna ifâdesini koymakla, hadîsin muhtelif rivayetlerine işaret ettiğini ve bu arada "Rivayet 214[214]Ma'nâ'yı da kabul ettiğini anlıyoruz.215[215]
j) Maturidî, bu âyetin tefsirinde ûl fiilinin, -İmâm es-ŞâfHnin görüşü olduğunu da tasrih ettiği kökünden gelmeyip, mastarından geldiğini savunduktan sonra; hadîsle ilgili muhtemel bir soruya cevaben: 216[216]
217[217]Bu hadîs-i şerîfde kelimesi, 'den değildir. (Yardıma ailenden
başla değil), nafakasını sağlamakla yükümlü bulunduğun kimselerden başla demektir." diyor. Böylece hadîsi de şerh etmiş oluyor. 218[218]
207[207] Buhftrf, at^&miu^-Sahİh, 2:156; İbn Mâce, 2:224.
208[208] Celâle'd-Dîn es-Sûyûtî> d-C&miu's-Sağlr (Şerhi Feyzu'l-Kadîr ile birlikte), 2:575, Mısır, 1938 (Tirmizî, HAkim ve BeyhakTmn Su'a&u'%mân',ndan).
209[209] Te'vüât, v.480a.
210[210] El-Hicr sûresi, âyff*:75-l-\6)Te'vBit, v.389a.
211[211] el-Buhârî, el-Câmiuıs-Sahîh, 2:231; 5:156.
212[212] Buhâri, el-Câmiu's-Sahih, 4:248; Müs/im, 1:99;eMynf 8:80.
213[213] Mâturidi, bu âyetin tefsirinde daha başka hadîslerden de yararlanmıştır, hadîsdeki
ifâdesinin tefsirinde ihtilâf edilmiştir. Mahmûd b. ömer ez-Zemahsarî (467-538/1075-1144), burada Hz. Peygamber'irt, hadisin râvisi Adiyy b. Hatim {Ölm.68/687)'e anlayışsızlığını kast ederek ta'rizde bulunduğunu söylüyor. (El-Keşşaf an Hakaiki't-Tenzî! ve Uyûnu'l-Ekâvil fi vücûhi't-Te'vîl 1:250, mısır,1318). ancak el-Aynî nakline göre (Umdetu'l-Kârî 5:206-207), başta Kurtubî (Ölm.671/1273) olmak üzere bu görüşü başkaları kabul etmemiştir. Mâturidî'de, sakıncalı gördüğü için bu kısmı, yukarıda görüldüğü gibi tefsîr etmekle yetinmiştir.
214[214] Hadîsde "rivayet bİt-Ma'nft" için bkz. Hatlb el-Bağdâdt, Kitâbu'l-Kifâye fi ilm/'r-Rivâye, s. 198, Haydarabad. 1357; Seyfg'd-Dîn Ebû'l-Hasan el-Amidi, el-ihkâm fi Usûii'l-Ahkâm, 2:146, Mısır, 1914; ibn Hazm el-Enddulûsî, el-İhkam fi Usuli'l-Ahkam 2:86, Mısır 1345; Es-Semerkandî, Te'vVât şerhi, v.111a.
215[215] En-Nisâ sûresi, ayet:3.
216[216] El-Buhârî, el-CâmiuS^ah!b, 2:117.
217[217] Te'VUm, v.107b.
218[218] MaturidTnin, hadisi bu şekildeki tefsirini, ibn asîr (En-Nihaye fi GarTbi'l-Hadis 3:157, Mısır, 1322), Râgıb el-İsbehanî (el-Mufredât s.310), ei-Aynî (Umdetu'l-Kirf 4:325) de te'yîd etmektedirler.
k) Maturidî, diğer bazı müfessirlerin, sûrelerin fedâiline dâri naklettikleri gibi hadîs nakletmez. Sadece el-Kâfirûn sûresi hakkında şu hadîsi te'vîlatta tesbît edebildim. 219[219]
220[220]Bu hadisinde sahih olduğu verdiğimiz kaynaktan anlaşılmaktadır.221[221]
D- Lûgatla Tefsir
a) "Fâtir" kelime çıkarmak, manâsın ûzerinde (çeşit» görüşler vardır.) Bâzıları, "Meydana kavlidir. İbn Abbâs (İbnKuteybeJ'nin Abbâs: "Ben ol Anhumâ)'dan da bunu takviye eden şu rivayet vardır. İbn manâsını bilmiyordum. Nihayet bir kuyu üzerinde ihtilâfa
b) Bu âyetin tefsirinde Mâturidî, Ebû Ubeyde'nin nasîb" ile222[222]diğer müfessirlerin de "insan işlediği hayrı ve şerri boynuna bağladık" şeklinde tefsîr ettiklerini; Kutebî'nin ise, bu iki tefsîrin de izaha muhtaç olduklarını dediğini naklettikten sonra: 223[223]
"-Allah bilir ya, benim görüşüme göre, herkesin hayırdan ve şerr'den, Allah'ın takdir ettiği bir nasibi vardır ki, bu onunla beraberdir, ayrılmaz, arab, bir kimsede bulunan ve ondan ayrılmayan şey için, (âdeta) uçup gelmiş anlamında der. Hayır ve şerr'den olan nasîbe "Tâir" denilmesi ise, yine Arab'ın isti'mâlinden anlaşılıyor. Arab, "falanın hayır kuşu böyle uçtu, ve şer kuşu da şöyle uçtu" der. Kuşun hareketinden hayır ve şer konularında mânâ çıkarırlar. Hayır serden olan nasîb yerine, inançlarına göre buna sebep olan kuşu zikr ile, müsebbeb olan hayır ve şerri murâd ederler. Bu âyette de işte durum budur." diyor.
Mâturidî, Arab'ın "Tâir" kelimesini nasıl ve ne mânâda kullandığını ele alarak, esasen işaret ettiği diğer müfessirlerin de verdikleri mânâları aydınlatıyor.
Mâturidî, yararlandığı lûgatçı ve müfessirlerin sözlerini nakletmekle yetinmiyor. Bunları inceleyerek, konuyu izaha çalışıyor. Yararlandığı kaynaklara yer yer hayli katkıda bulunuyor. Te'vilât'tan aldığımız yukarıdaki ibarenin son cümlesinde mecâz-ı mürselin sebebiyet alakasına değinmek suretiyle tefsîrde beyân ilmine de yer vermiştir.
c) Mâturidî, "Tebtîl, insanın kendisini tam manasıyla Allah'a vermesi ve nefsini şehevâttan ve onun (gayr-i meşru) lezzetlerinden alıkoymasıdır. Nitekim, kendisini dünya menfaatlarından alıkoyduğu ve ahirete yöneldiği için Hz. Meryem'e de Betûl denilmiştir." diyo.224[224]
Görüldüğü gibi, âyeti lügatle tefsir ederken "Betûl" kelimesinden yararlanmış, bu arada Hz. Meryem'e "Betûl" denilmesindeki hikmeti de açıklamış bulunuyor. 225[225]
d) Mâturidî, "Arap dilinde kesmek demektir. 226[226] Arapçada fare torbayı kesti denili. 227[227] Ki bu âyette, Ödünç vermeye karz denilmesinin hikmeti de budur.
Aynca Mâluridî'nin ^j*^ 0( nun Jy!> maddesinden müştak olduğuna dair görüşünü, Ebu Bekr el-Cessâs (305-370/917-980, Ahkâmu't-Kur'ân.2: 57, İstanbul, 1335), ez-Zamehserî (el-Keşşâf 1:347) de te'ytd ediyorlar. İbn Cerîr et-Tâberi ise, bu âyetin tefsirinde çeşitli görüşleri nakletmiş, fakat sarih bir tercinde bulunmamıştır.
219[219] TeVffldt v.904a.Bu hadis İçin bkz. Es-Süyûtî, Ed-Dürr el-Mansur ff t-Tefsîr bİ'l-Mo'sûr 6:405, Mısır,
1314 (BeyhakTnin Şu'abu'l-lymân ve et-Taberanrnin de Mu'cemu'l-Evsat'ında rivayet ettiklerini nakletmektedir.)
220[220] TeVffldt v.904a.Bu hadis İçin bkz. Es-Süyûtî, Ed-Dürr el-Mansur ff t-Tefsîr bİ'l-Mo'sûr 6:405, Mısır,
1314 (BeyhakTnin Şu'abu'l-lymân ve et-Taberanrnin de Mu'cemu'l-Evsat'ında rivayet ettiklerini nakletmektedir.)
221[221] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 46-51.
222[222] Ebû Ubeyde, Macâzu'l-Kur'ân, 1:372.
223[223] El-Müzzemmil sûresi, âyet:8.
224[224] Te'vîlât, v.837b.
225[225] El-Müzzemmil sûresi, âüyet:20.
226[226] Ts'vÜAt, v.842a.
227[227] Mâturidî, Kehf sûresinin 17. âyetinin tefsirinde {Te'vîlât v.436b), âyetin siyak ve sibakına göre karz'm kullanıldığı manâları sayarken, diyor. Ve el-Bakara sûresinin 245. âyetinin tefsirinde ise, karz kelimesinin lügat durumunu tasrîh etmiyor. Fakat bu kelimeyi lügat
İyilik yapan, başkasına sadaka veren, bu miktarı malından ayırıyor ve sırf Allah için fakîre teslim ediyor. Aslında ödünç almayı, Allah'ın kendi nefsine izafe etmesi, yardıma, iyilik yapmaya teşvik manâsı taşıdığı gibi, ödünç alıp verme işi de bu manâda Allah ile sadaka veren arasında olduğuna göre, bu da sadaka veren kimsenin, fakîre minnet yüklemesine yer olmadığı anlamını taşır. Hatta fakîrin, sevap kazanmasında zengine yardımcı olduğunu da gösterir." diyor.
Görüldüğü gibi Mâturidî, âyeti lügat I a tefsîr ederken, zengin-fakir münâsebetlerini de, sosyal yardım ve insanlık onuru bakımından çok güzel işliyor.
e) Mâturidî, burada tefsir münâsebetiyle Jap fi'lini alıyor; ile kullanılırsa, meyi ve cevr etmek; t ile kullanılırsa, muâdil ve denk olmak; J ile kullanılırsa, adaletle hükmetmek manâlarını taşıdığını söylüyor.
MâturidTnin bu şekilde kelimelerin kullanılışlarına göre muhtelif! manâlarını verdiği de olur.228[228]
f) Mâturidî, âyetteki fi'li hakkında söylenen mânalan naklediyor. Kutebî'nin
bu fi'li, "izhâr", diğer ehl-i te'vîlin ise ihfâ manâsına aldıklarını söylüyor. Kutebî'nin, bu fi'li "izhar" manasına almasından, onun bu fi'li ezdâttan kabul ettiği anlaşılıyor. Mâturidî'nin de bu görüşe katıldığını anlayabiliriz. Nitekim Te'vîlât'ın (352a, 359a) sayfalarında da bu fi'lin ezdâttan olduğunu reddetmiyor. Hatta ezdât görüşüne göre iki türlü manâ veriyor.
Mâturidî, Te'vîlât'ta lüzum gördükçe ezdât kelimeleri izah eder. 229[229]
g) Mâturidî, "Hak, kullanıldığı yere göre manâ alır. Meselâ "Hak haber", sağlam haber; "Hak hüküm", adaletli hüküm; "Hak söz", doğru söz demektir. Bu âyette ise, hikmet manâsına alınabilir. 230[230]
"Allah, yeri ve gökleri hikmetle yarattı" demek olur diyor 231[231] Bu, MâturidTnin kendi görüşüdür.
h/1) Mâturidî, âyetteki kelimesinin veznini Ebû Ubeyd'den nakletmekte ve i'lâlını da yapmaktadır.232[232]
233[233]Burada da kelimesinin kökünü ve veznini bizzat göstermektedir. 234[234]
i) Mâturictf, fi'finin aslında olduğunu naklediyor. Fakat kendisi, bunun aslının olduğunu daha uygun görüyor. Bunun için de aynı âyetin manâ
yönünden ve el-A'râf sûresinin 38. âyetinden de istidlalde bulunduğu anlaşılıyor. Kur'ân'da daha bu gibi kelimelerin var olduğunu ifâde ediyor. Ayrıca "Tefâul" babının taşıdığı manâdan da yararlanarak tefsîrde bulunuyor.
Bu ve benzeri örneklerden, Mâturidî'nin, lügâtta re'y ekolünden de yararlandığını anlıyoruz. 235[235]
236[236]Mâturidî, fii'linin tağayyür anlamına gelen 237[237]kökünden geldiğini ve ayrıca kökünden müştak olduğunu söyleyenler vardır." dedikten sonra; kökünden gelmesinin daha uygun düşeceğini savunur. Eğer kökünden gelseydi 238[238]olması gerekeceğini söyler.
Böylece âyetten istidlal ederek kelimenin kökünü çıkarıyor. Fiilin sonundaki -a nin
bakımından benimsediği fikir insicamı içinde tefsîr ediyor; karzı hasenin ne demek olduğu hakkında söylenenleri naklediyor ve bu meyânda biraz da fıkhî yöne yer veriyor. Ayetin hikemî ve içtimaî yönünü büyük bir dirayetle dile getiriyor.
228[228] Bu hususta bir kaç örnek için bkz. Te'vîlât v.13a,490b,511b,512a ve 774b.
229[229] et-Teğabun sûresi, âyet:3.
230[230] Te'vSit, v.789a.
231[231] örnek için bkz. Te'vîlât v.408a,651a,652b ve 774b.
232[232] Dipnotun aynı.
233[233] el-Kehf sûresi. âyet:45.
234[234] Te'vitit, v.441b.
235[235] Et-Tevbe sûresi, âyet: 38.
236[236] Te'vilât, v.303a; el-A'raf sûresi, âyet: 38.
237[237] El-Bakara sûresi, âyet:'259.
238[238] Te'vilât. v.63b.
kelimenin aslından olduğunu demek ister. Gerçekten de aslının olduğu lügat kitaplarında vardır. Diğer şıkkı müdâfaa edenler ise,'nin, kelimede bir araya gelen üç nûndan sonuncusunun ye kalb edilmesiyle ortaya çıktığını söylüyorlar. Mâturidî'nin bunu cazip görmediği anlaşılıyor. O, (i) maddesinde belirtildiği gibi, burada re'ye iltifat etmiyor.
Mâturidî, lügat ekollerinden hiçbirine bağlı kalmamıştır. Hepsinden de yararlanmıştır.239[239]
Şiirle İstişhâd Durumu:
Burada lâfzı itibariyle müfred, mânâsı itibariyle de tesniye olan müptedâdır. cümlesi de haberidir. Bu âyette, müptedâ ile haber arasında240[240] lâfız itibariyle mutabakat yoksa da, mânâ bakımından vardır241[241]
Mâturidî, bu terkibin dil bakımından mümkün olduğunu söylüyor, örnek veriyor ve şiirle de istişhâd ediyor.
Mâturidî, burada şiirle bizzat istişhâd etmiştir. Bir de Züheyr b. Ebî Sülmâ (Ölm. H.Ö.13242[242])'ın bir beytiyle243[243]de bizzat istişhâd ediyor. Yine bir âyetin sebib-i nüzulüne âit bir rivayeti takviye için Ebû Tâlib (H.Ö.85-H.Ö.3/540-620)'in, Peygamberimiz hakkındaki beş beyitlik bir şi'rini244[244]doğrudan doğruya alıyor. 245[245]
Te'vîlât'ta tesbît edebildiğim ve sayfa numaralarını aşağıda arz ettiğim diğer şiirleri, Mâturidî, başkalarının görüşleri arasında naklen almıştır. Bunlarla bizzat istişhâd etmediği gibi, reddettiği de ol mam işti. 246[246]
Bunlar arasında "ALLAH" isminin hangi kökten geldiği hakkında söylenenleri ve ileri sürülen delilleri, istişhâd edilen üç şiiri nakletmiştik. 247[247]
Ve: "Biz bir kelimenin kökünü, hüküm isbâtı bakımından ararız. Bunda ise, böyle bir maslahat yoktur. Ancak bu "ALLAH" , ismi, sadece Cenâb-ı Hakka mahsûs bir isimdir." demekle yetinmeği tercih etmiştir.
Bundan anlaşılıyor ki, Mâturidî, Kur'ân'ın tefsirine ve hüküm isbâtına yaramayan kelimeler üzerinde lügat bakımından durmak istemez.
Görüldüğü üzere TeVîlât'ta şiirle istişhâd, eserin büyük hacmine göre yok denecek kadar azdır. Şerh-i TeVîlât'ta ise, bu nisbet daha çoktur.248[248]Mâturidî, burada 249[249]'deki zamirin fasi olduğunu, kelimesinin de mef'ûl olduğunu" soluyor ve buna göre âyetin manâsını veriyor. Daha sonra da tefsire giriyor. 250[250]
m) Mâturidî, âyetteki İ-İS' 'nin mensûb olarak i'râbı hakkındaki görüşleri şöyle naklediyor:
1) Bâzılarına göre masdariyye (Mef'ûl-u Mutlak) olarak mensuptur.
2) Kutrub, 'de olduğu gibi, fi'lin tahtında müstetir mübhem fail zamiri 'nin vasfıdır, diyor, ve bu görüş dil bakımından caizdir, mânâ da da ona göre olur,
239[239] El-Kehf sûresi, âyet: 33. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 52-57.
240[240] Te'vilât, v.44Ob.
241[241] İbn Hişam, Muğnri-Leblb an Kütübi'l-Eârtb. 1:201, Mısır, (M.M.Abdulhamîd tahkîki).
242[242] Ez-Zamehserî, Keşşaf, 2:289.
243[243] Te'vilât, v.488b.
244[244] Ez-Zamehserî, Keşşaf, 1:448.
245[245] Te'wÖf, v.209a.
246[246] Te'vil&t, v.209a, 291a, 460a, 505a, 649a, 812a, 813a, 906b.
247[247] Te'viiâl, v.9D6b.
248[248] El-Müzzemmil sûresi, âyet: 20.
249[249] Te'vilât, v.842a.
250[250] El-Kehf sûresi, âyet: 5.
diye ilâve ediyor.
3) Halîl de, mukadder olan ma'rife isim'den sıfattır, diyor. Bir önceki âyetin mefhûmundan anlaşılan bu ma'rife (ki bu izaha göre müphem olmuyor), failidir. Bu takdirde âyetin te'vîli dir, diyor.251[251]
Bu nakilleri yapan mâturidî, her ne kadar açık bir tercîhde bulunmuyorsa da, âyetin siyak ve sibâkıyla ilgili temel mânayı dikkate alarak, burada Halil'in görüşünü benimsemiştir. 252[252]
Mâturidî, bilhassa i'râb bakımından önemli olan bu gibi âyet ve kelimelerin i'râbını göstermeyi ve tefsîrde bundan yararlanmayı ihmâl etmez. 253[253]
Mâturidî, "Bu âyetteki kelimesi'den sıfattır. (Ve müennestîr). Halbuki el-Kamer sûresinin 20. âyetinde 'nün sıfatı olan kelimesi müzekkerdir. Çünkü kelimesi müzekkere ve müennese itlâk edilir. Nitekim Ez-Zeccâc da böyle diyor. Gerçi kelimesinin dâima müzekker olduğu ve buna göre 'nin değil, müennes hükmünde olanf254[254]den sıfat olduğu da söyleniyor. Fakat bu doğru değildir, kelimesi eğer sıfatı olsaydı vasi halinde merfû' okunması icâb ederdi. Halbuki vasj halinde merfû'okunmaz, meksûr okunur. Anlaşılıyor ki, kelimesi kelimesinin değil 'in sıfatıdır. kelimesi tıpkı kelimesi gibi ismi cemi'dif." diyor.
Kelimesi ism-i cemi olduğuna göre, müfrede ve cem'e itlâk edilir. El-Kamer sûresinde lâfzı, burada ise cem' manâsı itibâr edilmiş oluyor, demek ister. Nitekim Keşşafın görüşü de budu.255[255]
Mâturidî, burada i'râba hem lügati a, hem de kırâetle istidlal ediyor. 256[256]
Mâturidî, "Âyetteki ism-i mevsûlün müennes olmasının hikmetine dâir üç vecih naklettikten ve "âyet bunların üçüne de muhtemeldir" dedikten sonra: 257[257]
diyerek, işaret ettiği görüşlere kendisi de bir görüş ekliyor. Ve bu görüşüne âyetteki ,»yl kelimesiyle istidlal ediyor. 258[258]
Mâturidî, burada insanın bir sıfatı olarak zikredilen kelimesinin müennes olarak gelmesi hakkındaki mukadder bir soruya cevaplar naklederek, 259[259] bu arada âyetle de istidlal ve lügat tesbît ediyor. Ancak âyetin lügat bakımından mânâsını dondurmuyor, mümkün olan diğer ihtimalleri de kendi görüşü olarak ortaya koyuyor.260[260]
Sözkonusu kelimenin sonundaki vakf halinde (h) olan bu yuvarlak "t" harfi'nin mübalağa için olacağını, bunun, "kıyamet gününde herkesin yaptığını çok iyi göreceği" manâsını taşıyabileceğini de soluyor. Bu takdirde kelime müennes olmayacağı için suâl de vârid olmaz. 261[261]
Daha sonra, "İnsan, el-ayak, göz, kulak, baş gibi uzuvların hepsine birden verilen bir isim olarak alınır. Böylece "insan" manâ itibariyle cemi' olur. Ve insanın vasfı olabilir. Bu takdîrde, kıyemette insanın uzuvlarının yaptıklarına şehâdet edecekleri gerçeği, bu âyetin şümulüne girer diyor. Keşşaf da bu noktaya kısaca
251[251] Bu görüşler için ayrıca bkz.:
a) Fahre'd-Dîn er-Râzî, Mefitihu'l-Ğayb, 5: 576, İst.-1308,
b) Ez-Zamehşerî, Keş$âf, 2:201.
c) Ebu'l-Bekâ el-Ukburî, îmlâu Mâ menne bihî'r-Rahmân 2: 96, Kahire, 1961.
d) Tefsin Cemel, 3:4.
252[252] El-Hakka sûresi, âyet: 7.
253[253] El-Kamer sûresi, âyet: 3.
254[254] Te'vîlât, v.816b.
255[255] Keşşaf, 3:50.
256[256] El-İsrâ sûresi, âyet: 2.
257[257] Te'vilât, v.4!3a.
258[258] El-Kıyâme süresi, âyet: 14.
259[259] El-Asr sûresi, âyet: 2-3.
260[260] ez-Zamehşerî, Keşşaf, 3:236; İbn Kuteybe de bu noktanın esâsına dokunmuş, fakat bu tafsilatı vermemiştir. Mâturidî daha geniş işlemiştir. (El-Kurtayn 2: 193).
261[261] Dipnotun aynı.
temas etmişti.
262[262]
Dördüncü ihtimâl olarak da, "İnsanın nefsi yaptıklarını görür, manâsına olarak takdîr edilebilir."diyor.
Birinci vecihten sonraki görüşleri, Mâturidî'nin kendi görüşü olarak gösterdiği anlaşılıyor. Lûgattan da yararlanmak suretiyle ikinci ve hele üçüncü 263[263]olarak gösterdiği vecihler, O'nun, âyetten manâ çıkarma meyli ve iştiyakı ve gücü bakımından dikkat çekicidir.
Mâturidî, tabirinin manâsı üzerinde görüşler naklediyor. Bu görüş
farklarının zahirî olduklarını, bunların aslında aynı manâ (vâid)'da birleştiklerini söylüyor ki, böylece bu görüşleri karşılaştırıp te'lif etmiş oluyor. Esasen Mâturidî için mühim olan da netice ve manâdı.264[264]
Mâturidî, 265[265]maziye dahil olursa, inkâr (ve tevbîh), muzâriye dahil olursa talep (ve teşvik) manasınadır" diyor. 266[266]
Mâturidî, bu âyette âyetin te'vîlindeki bir ihtimâli dikkate alarak, bununla lügate istidlalde bulunmuştur. 267[267]
Mâturidî, bu âyette 'nin manâsına gelebileceğini naklediyor ve buna göre âyetin manâsını açıkladıktan sonra, 'nin manâsında268[268]
kullanılmasının lügatte caiz olduğunu; çünkü bunların her ikisinin'de harfi cerr olduklarını; Arab'ın bunları biribirinin yerlerinde kullandığını söylüyor. Te'vîlâtın muhtelif yerlerinde bu tarz tefsîrler vardır. 269[269]
Mâturidî, bu âyette f 'nin ibtidâ manâsında kullanıldığını, âyete ve fıkhî270[270] hükme dayanarak kesin olarak ifâde ediyo.271[271]
Buradaki bu istidlalin doğru olduğu bir vakıadır. Böylece kesin delîlle lügate kesin olarak istidlalde bulunmuştur. Bu metinde olduğu gibi, Te'vilâtın muhtelif yerlerinde Mâturidî'den "Eş-Şeyh Ebû Mansûr, Eş-Şeyh1, el-Mâturidî ve el-Fakîh" diye bahsedilir. 272[272] (Boşanıp da iddet içinde bulunan) kadınları kendi ikâmet ettiğiniz yerin bir kısmında oturtun" anlamındaki bu âyette, harfi tabhîz içindir. Buna göre, "boşanan bir kadının, kocasının ikâmet ettiği evin tamamında değil, bir kısmında iskân edilmesi" hükmü çıkar. 273[273]
Mâturidî, böylece lûgattan yararlanmak suretiyle âyetten fıkhî hükümler çıkarır. Veya fıkhî hükümleri âyetle takviye eder.274[274]
E- Kur'ân-I Kerimde Muarreb Kelimeler:
Kur'ân-ı Kerîm, Arapça nazil olmuştur. 275[275]Bâzı ilim adamlarına göre, Kur'ân'da Arapça olmayan kelime yoktur. Bu, Şafiî'nin276[276] Ebû Ubeyde Ma'mer b. el-
262[262] En-Nahl sûresi, âyet: 23.
263[263] Te'vilât, v.394b.
264[264] İbn Hişâm, Muğnri-Lebib, 1:238.
265[265] Te'vitât, v.436a.
266[266] Abdu'r-Rahmân cami, Molla Cami, (Şerh-i Kâfiye, 415. İst: 1318).
267[267] El-Fürkan Süresi, âyet: 37.
268[268] Te'vMt, V.518A.
269[269] El-Bakara sûresi, âyet: 210.
270[270] El-Bakara sûresi, Âyet: 199. 2071 Te'vitât. v.43a.
271[271] Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meş'aM Haram'da (Müzdelife'de anın''a^J inssıniarın toplu olarak akın ettiği yerden (Aratat'tan) siz de akın edin..." (El-Pa aif ı Türkçe'de soz başı yaptığımız "sonra" gibi kullanılmış. Yoksa Müzdelife ye ind tekfar Ara«aftan inmek söz konusu değildir.
272[272] Talâk sûresi, âyet: 6.
273[273] Te'vltat. v.496a.
274[274] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 57-63.
275[275] Yûsuf sûresi, âyet: 3; Fussilet sûresi, ayet: 44.
276[276] İmâm Şafiî, Er-Risâle, s.44, Mısır, 1940.
Müsennâ'nın
277[277] ve Muhammed b. Cerîr et-Taberî'nin278[278] ve daha bâzılarının görüşüdür.
İbn Abbâs, İkrime ve daha bâzılarından, Kur'ân'da Arapça olmayan kelimelerin bulunduğu yolunda rivayetler vardır.
Birincisi çoğunlukla lûgatçıların; ikincisi de çoğunlukla fukahânın görüşüdür.
Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm, bu görüşlerin her ikisinin de doğru olduğunu, sebeplerini de göstermek suretiyle açıklamaya çalışı. 279[279] Mâturidî ise, Te'vîlat'ta bu konuyu tartışmamıştır. Ancak muarreb oldukları söz konusu olan kelimeleri işlerken, kelimenin muarreb olduğunu nadiren kendisi doğrudan doğruya söyler; çoğu zaman da nakil yapar. Fakat reddetmez. Muarreb kelimenin âyetteki manâsını bir müfessir olarak açıklamakla yetinir.
Muarreb kelimelere iki örnek:280[280]
ü/a) Mâturidî, 281[281]kelimesinin odun manâsına olarak zenci dilinde bir kelime olduğunu İbn Abbâs'dan naklediyor. Bâzılarına göre de, yine odun manâsına Habeşçe bir kelime olduğunu söylüyor. 282[282]
ü/b) Mâturidî, âyetteki kelimesinin Rumca nikâh manâsına 283[283]olduğunu el-Ferrâ'dan naklediyor. Aslı Rumca olduğu söylenen bu kelimenin, Arap diline uydurularak fi'linin yapıldığı âyetten anlaşılıyor.
Te'vîlat'ta tesbît edebildiğim kadarıyla Arapçadan başka, çeşnilik denilecek kadar, çok az farsça kelime vardır. Bunları Farsçadan gelen muarreb kelimenin aslını göstermek veya âyette geçen Arapça kelimenin karşılığını tek farsça kelime ile vermek için almıştır. Te'vîlat'ta Farsça cümle yoktur. 284[284]
Farsça kelimelerle ilgili iki örnek: 285[285]
Bunun karşılığını aynı zamanda Kutebî'den nakl ile, Fârisî olarak yaşıt) gösteriyor.286[286]
v/b) Mâturidî, âyetteki kelimesini, bâzılarının "işe yaramayan" manâsına aldıklarını; Kutebî ve Ebû Avsece'nin ise, bu kelimeye "metruk" manâsını verdiklerini naklettikten sonra; 287[287] kelimesinin, "hezeyan konuşmak" anlamına geleceğini ûgatla gösterdikten sonra, bu kelimenin karşılığını Farsça olarak 288[288]hezeyan konuşmak şeklinde tefsîr ediyor. 289[289]
Te'vîlât'taki Farsça kelimelere örnek olarak aşağıdaki sayfalara bakinizde).290[290]
F- Te'vilâtta Belâğet İlmi:
a) Meânî:
Mâturidî, "-Burada, kitap hem Tevrat'a, hem de Benî İsrail'e gönderilen diğer
277[277] Ebû Ubeyde, Mecâzû'l-Kur'ân 1:17.
278[278] Et-Taberî, Cİmiu'l-Beyân, 1:8-11.
279[279] Es-Süyûtî, El-İtkân, 1: 168-169; ez-Zerkeşî, el-flurhân, 1: 290.
280[280] El-Enbiyâ sûresi, âyet: 96.
281[281] Te'vilât. v.474b.
282[282] Er-Rahmân sûresi, âyet: 56.
283[283] Te'vilât, v.749b.
Not: İbn Kuteybe de, el-Ferrâ'nın bu sözünü nakletmiştir. (Bkz. El-Kurtayn 2: 151); Ebû Ubeyde İse, bu kelimenin muarreb olduğunu belirtmemiştir. (Bkz. Mecâzu'l-Kur'fin, 2: 246).
284[284] Bkz. Ta'vO&t, v. 691b, 901b.
285[285] El-Vâkia sûresi, ayet: 37.
286[286] El-Furkfln sûresi, âyet: 30.
287[287] Te'vMt. v.517b.
288[288] Ts'vJUt, v.444a, 472b, 476b, 690a ve 750a.
289[289] El-Mu'min sûresi, Ayet: 53, 54.
290[290] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 63-65.
semavî kitaplara muhtemeldir." diyor. Ve:
291[291]
"Zira, bu âyette "Kitâb", harf-İ tarîfle gelmiştir292[292]Bu harf-i tarîf, ahd için alınırsa Tevrat kastedilmiş olur. Cins için alınırsa, Tevrâtla beraber diğer semavî kitaplar (Benî İsrail'e gönderilenler) de âyetin şümulüne girer." diyor. 293[293]Mâturidî, "Mûsâ, sağ tarafında değnek olduğunu, Allah'ın bildiğini biliyordu. Buna rağmen Mûsâ Cenâb-ı Hakk'ın sorusuna, "-Sağ yanındaki değneğimdir. diye cevap verdi. Niçin?:
Mûsâ, Allah'ın bu suâline cevap vermekle ta'zîm ifâdesinde bulunmuş oldu." Diyor.294[294]
b) Beyân:
Mâturidî, "Onların ticâretleri kazanmadı değil, asıl manâ, onlar ticâretlerinde kazanmadılar demektir." diyor. Ve bu arada başka âyete de işaret ederek bunun lûgatta caiz ve şayi olduğuu belirtiyor. Böylece mecaz-ı mürselin sebebiyet alakasını güzelce izah etmiş oluyor.
Mâturidî devrine kadar gramer ve belâget ilimleri daha çok, "Lügat İlmi" adı altında toplanıyor ve belâget ilimlerinin incelikleri işleniyordu. Mâturidî de beyân ve meânî ilimlerinden sırası geldikçe yararlanmıştır.295[295]
c) Bedî':
Âyette zikredilen Jfe 'den bir cennet murâd buyurulduğu takdîrde, ki bu lisan bakımından caizdir,- tesniyede tenâsüb de vardır.
Mâturidî kelimesi, aslında şeklinde gayr-i munsarifdir. Bunun şeklinde elifle okunması, diğer âyetlerin sonlarına muvafık düşmesi içindir. Nitekim (ikincisi) âyet başı olduğu için, vasi halinde olarak tenvînle de okunmuştur. (Birinci) 'yi elifle okuyan kırâette, tenasübe riâyet edilmiştir." diyor.
M ât ur idî, bu iki âyette tenasübe riâyet edildiğini göstermişti 296[296]
Mâturidî, burada giymeye elverişli olmayan, ancak sergi olarak kullanılan kalın ve de giyinilecek ince kumaş manâsı verenler vardır. 297[297]
Bu takdîrde, âyetten "Cennette kumaştan elbise ve sergi giyinirler" manâsı çıkar. Bu mümkündür. Şöyleki: 298[298]
Bu tıpkı, "Falana yemek ve sû yedirdim", demek gibi olur. (Bu dilde caizdir.) Halbuki (yemek yenir,) fakat su yenmez, (içilir)." diyor.
Mâturidî burada, tefsir görüşleri arasında bedî ilminden müşâkele sanatına temas etmiş oluyor. 299[299]
G- Mâturidî'nin, Başkalarının Görüşlerini Reddetme Durumu
Bu konu, bu çalışmamızın muhtelif yerlerinde çeşitli vesilelerle ve Te'vilât'ın bir
291[291] Ta'vilât, v.6S7a.
292[292] Gerçi harfi tarif, sarf ve nahvin de konusudur.
293[293] Taht söresi, «yet: 17-18.
294[294] Te'viiât; v.457b. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 65-66.
295[295] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 66.
296[296] Ez-Zerkeşî, e\-Burh&n, 1:64 ve 66 (Ez-Zerfceşî, birinciyi tenvînlemeyen, ikincisini de tenvînlemez diyor.); Sa'd el-DIn el-Taftazânî, Muhtasaru'l-Meânî, s.429, İstanbuf-1960.
297[297] Ed-Duhân sûresi, âyet: 53.
298[298] Ta'vilât, v.440a; aynca bkz. Te'vilât v.856a.
299[299] Müşâkele sanatı için bkz. Et-Taftazanî, Muhtaaaru'l-Meânî, s.391. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 66-67.
özelliği olarak gösterilmiş olmasına rağmen, burada da ayrıca yer vermeyi düşündük.
300[300]
a) Mâturidî, bu âyetin tefsirinde çoğu ehl-i te'vîlin, "Musa'nın hiddetlenerek elindeki elvâhı yere attığını ve elvanın bir kısmının dağıldığını, diğer bir kısmının da kaldığım" söylediklerini naklettikten sonra: 301[301]
Metinde görüldüğü gibi, onların bu görüşlerini kabul etmiyor. Bir başka âyetle istidlal ederek, kendi görüşünü tesbît ediyor
Mâturidî, Musa'nın elvâhı atmadığını, yere koyduğunu söyler.
b) Mâturidî, "Hz. Peygamber'in önünü gördüğü gibi namazda iken arkada bulunan safları da gördüğünü ileri sürenin bu tefsîri, âyetin tefsîri değildir.
Ancak indî bir sözdür." diyor. Devamla, "Şayet o görüş doğru olsaydı.
fi'linin if'âl babından gelmesi lâzım gelirdi." diyerek, kendi görüşünü lûgatla tevsîk ediyor.
c) Mâturidî'nin, çok atıf yaptığı kaynaklarından birisi ve Mu'tezîle'den olan Ebû Bekr el-Esamm'ın bu âyetle şefaati redde istidlal ettiğini naklettikten sonra, bu âyetin günahkârlar hakkında değil, kâfirler hakkında olduğunu, (sarahât-ı Kur'âniyyeden almak süresiyle) El-Esamm'ın istidlalini çürüttüğünü görüyoruz.
d) Mâturidî, "Ehlu't-Te'vîl'den bâzılarının, "Eshâb-ı Kehf uyandıklarında saç ve sakallarıyla tırnaklarının çok uzamış olduğunu" söylediklerini, fakat bunun doğru olmadığını; çünkü âyet-i kerîmede de tasrîh edildiği gibi, onlar uyandıklarında, "Biz ancak bir veya yarım gün kaldık" demişlerdir. Şayet
Eshâb-ı Kehf, onların dedikleri durumda olsalardı, böyle demeyeceklerdi. Anlaşılıyor ki, onların bu söyledikleri doğru değildir." diyo.302[302]
Mâturidî, görüşünü aynı âyetle tevsîk ediyor. Delile ve bu meyânda sahîh habere dayanmayan rivayetleri Mâturidî kabul etmez. Bu noktaya yukarıda da temas edilmişti.
e) Mâturidî, Hasan Basrî'nin, âyet' (eş-Şuarâ: 86)'den istidlal ederek, Hz. İbrahim'in babasının kâfir, anasının ise müslüman olduğunu söylediğini naklettikten sonra; O'nun, Hz. ibrahim'in anasının müslüman olduğu hususundaki bu istidlalini zayıf buluyor. Ve kendisi kesin delîl olmadığı için bu noktada sükûtu tercîh ediyor.
Hatta Mâturidî, Hasan et-Basrî'nin bâzı tefsîrlerine, "Bu tefsîr i'tizâle götürür," kaydıyla şerh koyar ve münakaşasını yaparak, kendi görüşünü savunur.303[303]
f) Mâturidî, görüldüğü gibi burada âyet için üç muhtemel manâ gösteriyor. Ancak birincsiinin muhtemel olmayacağını tesbît ediyor. Diğerlerinin ihtimâl dahilinde olduğunu söylüyor. Birinci ihtimâli reddederken, Allah'ın kudretini bilen Hz. Zekeriyya'dan inkâr manâsında bir suâlin sudur etmiyeceğini ve dolayısıyla âyetteki istifhamın da inkârî olamayacağını söylüyo.304[304]
Böylece muhtemel manâları sıraladıktan sonra, bunlardan muhtemel olup olmayanlarını delîle dayanarak, göstermek Mâturidî'nin usûlündendi. 305[305]
H- Âyetlerin Arasında Te'lif
300[300] El-A'raf süresi, âyet: 150.
301[301] En-Nahl sûresi, âyet: 15.
302[302] el-Kehf sûresi, âyet: 19; Te'vilât v. 437 a.
303[303] Bir kaç örnek için bkz.: Te'vilât v.4b, 70a. Ayrıca kaynaklarından olan el-Kelbî (Te'vilât v.815b)'yi, Zeccâc (Te'vilât v.542a)'ı ve daha bazılarını da delile dayanarak reddettiği olur.
304[304] Mâturidî, Zühd ve velayeti, evliyanın kerametini müdâfaa eder. (Bkz. Te'vilât v.520b, 521a). Fakat Te'vilât'la tasavvufî tefstre hiç yer vermemiştir.
305[305] Mâturidî, bâzt âyetlerin geniş tefsiri için daha önceki âyet veya sûreleri tasrîh ederek atıfda bulunur, bkz. Te'vilât v,481a, 489a, 496b, 682b, 695a, 699b ve 746a). M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 67-70.
"Birinci âyetin, Allah'ın huzurunda Hukûkullah'a âit konularda çekişme olamayacağını; ikinci âyetin ise, insanların kendi aralarındaki hukuka dair kıyamette muhakeme edeceklerini ifâde eder, (Binâenaleyh bu âyetler arasında manâ bakımından tezâd yoktur.)" diyor.
Mâturidî, sırası geldikçe Te'vîlat'ta bu gibi noktaları aydınlatmaya çalışı.306[306]
I- Esbâbu'n-Nüzûl
Âyetin nüsûl sebebini bilmenin, tefsîr ilminde büyük önemi vardır. Her âyet için bir nüzul sebebi söz konusu değildir. Nüzul sebebi bulunmayan âyetler de vardır. Bu takdirde âyet, ihtiva ettiği manâyı doğrudan doğruya anlatmak için nazil olmuş olur.307[307]
Nüzul sebepleri rivayet yoluyla öğrenilir. Müfessîrler bâzan bir âyetin sebeb-i nüzulü için muhtelif rivayetler naklederler. Burada durumu âyetle veya sahîh haberle aydınlatmak gerekiri. 308[308] Sahabenin tefsîr sahasında en meşhurlarından olan Abdullah b. Mes'ûd, "Allah'a yemîn ederim ki, Kur'ân âyetlerinin ne hakkında ve nerede nazil olduğunu iyi bilirim. 309[309]demek suretiyle sebeb-i nüzulün tefsîr ilmindeki ehemmiyetini belirtmiş oluyor. Bunun için, nüzul sebebini bilen veya nüzul devrini yaşadığı için bunu karinelerle anlayabilen eshâbın tefsîri ehemmiyet taşır. 310[310]
Nüzul Sebeplerini Bilmenin Faydalarından:
1- Âyetin nüzul sebebini bilmek suretiyle hükümle sebep arasında irtibat kurulabilir. Bu da âyetin manâsının daha iyi anlaşılmasına yardım eder.
2-Umûm ifâde eden lâfzın sebep yönü ile tahsîs edilmesi, bâzılarına göre söz konusudur. 311[311] Ancak Hanefîlere ve ekser fukahâya göre, sebebin husûsî oluşu, hükmün umûmî olmasına man'î değildir. 312[312]
Sazan böyle belli bir konu (olay) ile ilgili olarak inmiş olan bir âyetin lafzı umûm ifâde eder ve bu lafız diğer bir delîl ile tahsîs edilmiş olabilir. $âyet birinci âyetin nüzul sebebi bilinmez ise, sebeb-i nüzul ile ilgili hükmü içine alması icâbeden bu hüküm de tahsîs edilmiş, dışarıda bırakılmış olur. Halbuki tahsîs hâlinde bile sebeb-i nüzul ile ilgili hükmün âyetin kapsamı içinde kalmasının gerekli olduğu kesindir. 313[313]
Şu halde tefsîr için olduğu kadar, özellikle usûi-ı fıkıh ve diğer İslâmî ilimler bakımından da, esbâb-ı nüzul, üzerinde dikkâtle durulan bir konudur.
Mâturidî, âyetin nüzul sebebine dair belli başlı rivayetleri. 314[314]Bazen bir âyet hakkındaki muhtelif rivayetleri bir arada nakleder. Ve tefsirde sebeb-i nüzulden yararlanır.
Mâturidî, sebeb-i nüzulden, âyetin tefsirine ışık tutacak esâslar üzerinde durur. Rivayet/erdeki, isim farkları gibi, tefsire müessir olmayacak ihtilafların hâili üzerinde durmaz. Ve bunun tefsîr için zarurî olmadığını da Fakat nüzul sebeplerini
306[306] Bkz. Te'vilât v.202b, 662a. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 70.
307[307] Ibn Teymiyye, el-Mukaddime, s. 10.
308[308] Es-Süyûtt, el-İtkân 1: 39.
309[309] Et-Taberî, Câmiu'l-Beyân 1:36.
310[310] Es-Söyûtî, el-İtkân, 1:38; Te'vilât v.730a. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 71.
311[311] Ez-Zerkeşî, el-Burhân 1:23.
312[312] Es-Süyûtî, el-İtkân 1:36; Molla Husrev, Mir'âtu'l-Usûl, s.190; Te'vilât v.5Û1b.
313[313] Ez-Zerkeşî, et-Burhân, 1:23; Es-Süyûtî, el-İtkân 1:35, 37.
314[314] Bkz. Te'vilât v.49a, 209a, 310b, 314a, 501b, 776b ve 865a.
iyce tetkik eder. Bir kaç örnek:
315[315]
Örnek: 1
Mâturidî, bir kısım ehl-i te 'vîiin, "Bu âyetin kıble Ka 'be 'ye tahvîl edilmeden önce Beyt-i Makdîse doğru namaz kılmış ve kıblenin tahvilinden evvel vefat etmiş olan müslümânlara, Beyt-İ Makdîs'e doğru kılmış oldukları namazları zayi oldu diye Sahabe acımış ve bunun için de bu âyet nazil olarak, onların namazlarının zayi olmadığını bildirmiş oluyor." dediklerini naklettikten sonra,316[316] "Halbuki, Allah'ın ve Peygamber'in emirlerini iyi bilen ve emirlere uymayı şiar edinmiş olan sahabenin, böyle bir endişeye kapılmış bulunmaları muhtemel olamaz. Binâenaleyh, âyetin nüzul sebebi bu olmamalıdır. Bu âyet, olsa olsa Yahudiler için olabilir. Çünkü onlar, inançları icâbı olarak tekzîb ve günâhlarının İslâm 'ı kabule manî olacağını zannediyorlardı. Bu âyet ise, onların imân etmelerinin Allah katında makbul olacağını gösteriyor. Nitekim bu âyetin sonundaki cümlesi de bunu te'yîd etmektedir." diyor. Ve bu görüşünü âyetle de takviye ettikten sonra, her iki İhtimâle göre de âyetin te'viline geçiyor.
Buradan Mâturidî'nin Ashâb'a olan saygısını ve meseleyi esâstan kavrayışını müşahede ediyoruz. 317[317]
Örnek: 2
Mâturidî, "Ehl-i Kitaptan bâzı kimselerin, ellerinde kitapları olduğu halde Peygamber'e soru sormak için geldikleri ve bunun üzerine bu âyetin nazil olduğu" hakkındaki rivayeti naklediyor. Ve: "Bütün Ehl-i't-Te'vîl, bu âyetin, Ehl-i Kitap sorularını sorduktan sonra nâzii olduğunu- söylüyorlar. Fakat bu âyet, onlar sorularını sormadan evvel nazil olmuştur. Çünkü istikbâl siğasıyla gelmiştir Ehl-i Te'vîl'in dedikleri gibi, âyet suâlden önce nazil olmuş olsaydı, olarak mazi siğasıyla gelmesi icabederdi. Halbuki fiil istikbâl sigasıyladır. (Bu da bizim görüşümüzü te'yîd ediyor.)" diyor. Ayrıca
âyetten çıkardığı bu görüşünü-metnin devamında- bir hadîs-i şerifle de takviye ediyo.318[318]
Şu halde Mâturidî, bütün konularda olduğu gibi, Esbâb-ı nüzul hakkındaki rivayetleri de inceler ve bulduğu delillerin ışığında konuyu muhakeme eder, görüşünü tesbîte çalışır. Bu rivayetleri, muhakeme etmeden her zaman, olduğu gibi kabul etmez.319[319]
J- Hurûf-U Mukatta'a
Mâturidî, HurÛf-u Mu katta1 a hakkında söylenenleri naklettikten sonra:
Hurûf-u Mu katta'ada asi olan sudu:320[320]
Hurûf-u Mukatta'a, cüz'ü zikr küftü murâd etmek suretiyle bu bir kaç harfden bütün harfler kast edilerek, Harflerin Rabbîne" veya "Harflerin azametine'' yemîn
315[315] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 71-72.
316[316] Et-Taberî, Câmiu'l-Beyân, 2:17-18.
317[317] Ibn Cerîr et-Taberi, MâturidTnin naklettiği Ehlü't-Te'vil'in bu rivayetini nakledip benimsemiştir. Ve âyeti buna göre izah etmiştir. Fakat MâturtdTnin, bu rivayetin muhtemel olamayacağı görüşüne, et-Tâberî, uzaktan veya yakından hiç temas etmemiştir. (Ibn Cerîr et-Taberi, Câmiu'l-Beyân 2:17-18). Bu noktaya Keşşaf da, -Mâturidî'den sonra olmasına rağmen temas etmemiştir. (Keşşaf 1:238). M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 72.
318[318] Aynî hadîsi, Ibn Cerîr et-Taberî de (Câmiu'l-Beyân 16:8) Şeyhayn'dan naklediyor. Ancak MâturidTnin tesbit ettiği bu görüşe temas etmemiştir. Bu görüşle ilgili bir açıklama Keşşaf (2:2l6)'da da yoktur.
319[319] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 73.
320[320] Mâturidt, bâzan âyeti tefsir ederken, konuyu oraya koyduktan sonra, diye mes'eleyi esasdan tahlîte girer. Te'vilâtta bu çok görülür.
edilmiş olabilir. Zira Araplar, yüce ve değerli şeylere yemîn ederlerd.
321[321]Harfler de yücedir. Çünkü harf, dil ve kulak gibi iki büyük ni'metin vâsıta ve tercümanıdırlar. Bu iki büyük ni'meV (dil ve kulak)de her türlü hikmnetin mecrâsıdır. Dünya ve âhiret mutluluğu bunlara bağlıdır." diyorit322[322]
Görüldüğü gibi Mâturiclî, burada "Allah hurûf-u mukatta'aya yemîn etmiş olabilir" demekle kalmıyor. İlim vasıtası olan harflerle, harflerden meydana gelen kelime ve cümlelerle, dil ve kulak arasındaki münâsebeti ve bu vasıtalarla hikmete gidildiğini açık ve vecîz bir tarzda ifâde ediyor. İbn Kutaybe'de de bulunan bu fikri323[323]Mâturidî çok güzel işlemiştir. Daha sonra da:
1- Bu hurûf-u mu katta'adan, her harfin insanların ihata edemeyeceği yüce bir manâya remz olabileceğini,
2- Hurûf-u mukatta'anın sûrelerin ismi olabileceğin324[324]
3- Bunların teşbîb325[325]tarikiyle gelmiş olabileceğini,
4-Bu harfler, insanların tefekküre sevk edilmesi ve onların bu yolla da imtihana tabî tutulmuş bulunabileceklerini,
5-Ve gürültü çıkararak Kur'ân'ı dinlemeyen ve dinletmek istemeyen müşriklerin bu hareketlerine engel ve onları hurûf-u mu katta'ay i düşünmekle meşgul etmek ibi hikmet de aranabileceğini söylüyor.
Mâturidî, başka müfessîrlerinu mukatta'aya verdikleri manâları bâzan nakletmekle yetinir.
Mâturidî, Hurûfu mukatta'a hakkında, daha önce vermediği geniş bilgiyi Kâf Süresinde vermiştir. Bu münâsebetle Kâf Sûresinden alacağımız iligiii metin, onun konuyu inceleme tarzını da bir daha göstermiş olacaktır. 326[326]
Görülüyor ki Mâturidî:
a) Hurûf-u Mu katta'an m tefsîri hakkında ancak mütevâtir veya meşhur haberlere itimâd ediyor;
b) Aksi halde, Selefin yolunu takiple bu hususta tevakkufu tercih ettiğini ihsas ve ifâde ediyor.327[327]
K- Kasem:
Kasem, yemîn edilen şeyin azametine delâlet eder. 328[328]Arapların âdeti, bir şeyi güzel gördüklerinde ona ta'zîm etmek ve ta'zîm ettikleri şeye yemîn etmekt. 329[329]Binâenaleyh kasem, yemîn edilen eşyanın önemine delâlet eder. Kur'ân-ı Kerîm'de de bu böyledir. 330[330]
"Kur'ân-ı Kerîmde kendisine kasem edilen eşya üzerinde düşünlecek olursa, bunların, kendilerine kasem edilmemiş olsaydı bile, te'kîd edilmesi gereken ve hadd-ı zatında takviye ve isbât edecek nitelikte bulunan şeyler olduğu görülür.331[331] djyen Mâturidî, bu görüşü aslında Te'vilât'ın başka bir yerinde daha tafsilatlı olarak, isim tasrîh etmeksizin başkalarından nakletmiştir. Burada
321[321] İbn kutaybe, el-kurtayn 1:6.
322[322] Te'vilât, v.4a.
323[323] İbn Kutaybe, el-Kurtayn, 1:6.
324[324] Mâturidî, Te'vilât'ta Hurüf-u Mukatta'ayi daha çok sûrelerin ismi olarak gösterir.
325[325] Teşbîb, lügat bakımından bir şeyin güzelliğini artırmak manasınadır. Ayrıca bedT ilminde bir istilâhdır. (Mubammed Alî et-Tahânevî, Keşşâfu İstilâhâti'l-Fünûn, 1:806, İstanbul, 1317; Asım Efendi, Kâmüs Tercemesi, 1:167).
Burada Kur'ân, Araplara, onların kendi dil ve yazılannda bilmedikleri bir çeşniyi Hurûf-u Mukatta'a İle göstermiş oluyor. (Te'vilât v.4a).
326[326] Kâf sûresi, âyet:1-2.
327[327] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 73-75.
328[328] Te'vilİt, v.891a,886a.
329[329] Te'vilât, v.883b.
330[330] Te'vilât. v.886b,893b.
331[331] Te'Vİlİt. v.754a.
ise, bu görüşü benimsemiş ve kendi fikri olarak tekrarlamıştır.
Mâturidî, burada Hurûfu Mukatta'adan bu sûrenin ismi olarak alıyor ve Kur'ân'la birlikte ona da yemîn edildiğini söylüyor, Ancak "Bâzılarının, bunun kırmızı veya yeşil yakuttan olup, yeri çevreleyen bir dağ olduğunu, Cenâb-ı Hakk'ın da bu dağa ve Kur'ân'a kasem ettiğini söylediklerini", naklediyor. Fakat bu tefsîri uygun bulmuyor Çünkü kasem, aslında haberi te'kîd içindir. Binânelayeh muhatabı ikna etmek için, muhatabın, kasem edilen şeyi bilmesi icâb eder. Aksi halde kasem fuzûlî olmuş olur." diyor.
Mâturidî'nin, burada "Kâf Dağı" konusunda ileri sürülen bu rivayeti, kasemin ne olduğu esâsından giderek benimsemediğini görüyoruz. Böylece kasemden de yararlanarak tefsîr yapmış oluyor.332[332]
L- Müteşâhib Âyetler:
Mâturidî, müteşâbîh âyetler hakkında söylenenleri naklederek, meseleyi ortaya koyuyor. "Muhkem âyetler, manâları açık olan âyetlerdir. Müteşâbîh âyetler ise, dile (Arapçaya) hakîm olmayanlar için anlaşılması karışık olan ve bu yüzden mânâlarında ihtilâf edilen âyetlerdir." dedikten sonra:
"Bâzılarının, emir, nehy, haram ve helâl (gibi) hüküm ihtiva eden âyetlerin muhkem âyetler olduğunu, müteşâbih âyetlerin ise kıyâımetin ne zaman kopacağı,... gibi halkın manâlarını öğrenmeye ihtiyacı olmadığı haberlerdir, dediklerini" naklediyor. Ve devamla "Herhalde bunlar, bu gibi âyetlerde istediklerini bulamadıklarından olmalıdır ki, bu âyetler onlar için müteşâbih olmuştur." demek suretiyle hem onlara ta'rîzde bulunuyor, hem de "Bu âyetler müteşâbîh âyetlerdir" diyerek onları bırakmayıp, tefsîr etmenin gereğine de dokunmuş oluyor.
Mâturidî'ye göre, "Müteşâbîh' âyetleri tefsîr ederken, tevekküf edilmesi gereken yerlerde tavakkuf edilir. İlim erbabının tefsîr edebileceği yerler ise tefsir edilir. Ancak her mezhep sahibinin, kendi görüşünü takviye için müteşâbih ayetleri vasıta ederek, istedikleri istikâmette te'vile kalkışmaları doğru olmaz. Mühim olan, bu âyetleri (Kur'ânın ruhundan ayrılmadan ve) ilim erbabını ikna edici bir şekilde tefsîr etmektir.333[333]
M- Fıkıh
a) Mâturldi, "Bu âyette, ashabımızın (Hanefî fukahâsının), bir kimseyi müjdelemeyeceğine yemîn edip de, ona başkasıyla müfde haberi gönderen kimsenin yemininde hânis (yeminini bozmuş) olacağı görüşüne334[334]delâlet vardır. Çünkü, Zekeriyyâ (a.s.)'ya müjdeyi getiren melekler olmasına rağmen, bu âyette müjde doğrudan doğruya Allah'a izafe edilmiştir." diyor.
Burada, Mâturidî'nin, âyetten fıkhî bir hükme istidlalde bulunduğunu ve istidlal yönünü açıkladığını ve fıkıhda Hanefî mezhebini tuttuğunu görüyoruz.
b) "Kadınları boşayacağınız zaman iddetleri İçinde boşayın, iddeti de sayın. Kadınları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar335[335]
Mâturidî, "Bu âyette ifâde buyurulan, iddet bekleyen kadınların, bu iddet zarfında oturdukları evin aslında kocalarına ait bulunan ev olduğunu; aynı âyetin bir cümlesi ve yine Et-Talâk sûresinin 6. âyeti İle tevsik ediyor."
332[332] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 75-76.
333[333] Te'vilât, v.72a. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 76-77.
334[334] Al-i imrân sûresi, âyet:39.
335[335] El-Talâk Sûresi, ayet: 1.
Ve: "Bu âyetteki "Ashabımızın, falanın evine girmemek üzere yemfn eden kimse, onun emânet veya icar suretiyle oturduğu eve girerse, yemininde hânis olur
336[336]"şeklindeki sözlerinin sfhhatine delâlet eder. Çünkü bu âyette, kocalarının mülkü olan evler, o evlerde iddet beklemek suretiyle âriyeten oturan kadınlara izafe edilmiştir. Bu İzafet vâki olduğuna göre, Ashabımızın yemîn hakkındaki bu görüşü doğrudur." diyerek, âyetten güzel bir fıkhî istidlalde bulunuyor.
Maturidî'nin burada, Şâfi'inin, "Falanın meskenine girmemek üzere yemin eden bir kimse, kişinin âriyeten oturduğu meskene girerse, yemtninde hânis olur. Fakat, falanın beyti (evi)'ne girmemek üzere yemin edip de, yine onun âriyeten oturduğu eve girerse, yemininde hânis olmaz. Çünkü meskende süknâ manâsı vardır. Beytte ise bu manâ yoktur." şeklindeki görüşünü naklederek, bunu kabul etmediğini görüyoruz. Mâturidî, bu hususta İmâm Şafiî'nin görüşünü takviye edecek şekilde, -"mesken'in, Kur'ân-ı Kerim de, âriyeten oturan bir başkasına İzafe
edilmediğini, halbuki "beyt'in burada cümlesiyle, âriyeten oturan kadınlara izafe edilmiş olduğunu'1 söyleyerek, Kur'ân'dan istidlalde bulunuyor ve İmâm Şafiî'nin bu şıkkı evleviyetle kabul etmesinin gereğine işaret ediyor.337[337]
c) Mâturidî, bu sûre (El-İsrâ)'nin 107. âyetinde geçen "secde" kelimesinin secde etmek, inklyâd etmek ve namaz mânâlarına muhtemel olduğunu, arı ayrı âyetlerden istidlal ederek gösterdikten sonra:338[338]
"-Âyetteki "secde" kelimesi, namaz manâsına alındığı takdirde bu âyet, Ebû Hanîfe'nin, "Namazda, Allah'ın verdiği dinî ni'metleri ve âhireti düşünerek ağlayan kimsenin namazının bozulmayacağı, fakat dünyevi sıkıntıları düşünerek namazda ağlayan kimsenin İse, namazının bozulacağı" sözüne339[339] delîldir." diyor.
Mâturidî, kelimenin muhtemel manâlarını zikrettikten sonra, bunlardan hangisiyle İstidlal edilebileceğini de belirtiyor.340[340]
d) Onlar (Cennetler)'in İkisinde de meyveler: hurmalar, nârlar vardır.341[341]
Ebû Hanîfe'ye göre, bir kimse h^ (meyve) yemeyeceğine yemîn
eder de, nar yerse yemininde hân is olmaz. İmâmeyn'e göre İse yemîninde hânis olur. 342[342]
Mâturidî'nin, burada İmâmeyn'in kavlini kuvvetli bulmuş olduğu anlaşılıyor: Bâzıların, İmâm A'zam'ın, "Fâkihe (yemiş, meyve v.b.)" yememeye yemîn edip de, sonradan nar yiyen kimse hakkında, "Hurma ve nar fâkihe'den değildir. Çünkü âyette bunlar fâkihe'ye atf edilmişlerdir. Halbuki bir şey kendine atf edilemez." diye, o kimsenin yemîninde hânis olmayacağı kavli İle ihticâc ettiklerini" naklediyor. Sonra da:
"Bu istidlal, âyetin (esaslı tedkikine dayanmayan) dış görünüşünden ibarettir. Halbuki hurma ve nârın fâkihe'den olmalarına rağmen bu âyette tasrîh edilmeleri, onların fâkihe (meyve) arasındaki yer ve özelliklerine dikkati çekmek gibi bir manâ taşır. Nitekim, el-Bakara sûresinin 98. âyetinde de' 'Melâike'' kelimesinden sonra Cibril ve Mîkâl'in atf suretiyle tasrîh edilmeleri de bu kabîl (yani onların melekler arasındaki mevkilerine işâret)'dendir." diyor.
336[336] ibn NÜcaym el-Mısrî, El-Bahru'r-Râîk fî Şerhi Kenzi'd-Dekâik. 4:228.
337[337] El-isrâ sûresi, âyet: 109.
338[338] Te'vitât, v.433a.
339[339] İbn Nüceym, el-Bahru'r-Râik 2:4; Şemse'd-Dîn Muhammed el-Kuhistânî, Câmİu'r-Rümûz 1:117, İstanbul-1299.
340[340] Er-Rahmân sûresi, âyet:68.
341[341] Er-Hahman sûresi, aytt:68.
342[342] İbn Nöceym, El-Bahru'r-RSik, 4:351-352. (İbn Nüceym, burada, Keşfu'I-Kebîr'den naklen, İmâm
A'zam'ın bu meselede yaşadığı çevrenin örfüne göre fetva verdiğini; İmâmeyn'in zamanında ise bu örfün
değiştiğini söyleyerek, Imflmeyn'in görüşünü terrfh ediyor.)
Mâturidi'nin yukarıdaki ifâde tarzından bu meselede İmâm A'zam'ın kavlini (kendisine olan hürmetinden olmalıdır ki) açıkça değil de, dolaylı olarak reddetmeyi tercih ettiğini görüyoruz. Bu câllb-i dikkâttir. Mâturidi'nin, İmâm A'zam'ın kavlini serâheten reddettiğine dair bir kayda Te'vilât'ta rastlayamadım. Bununla beraber zayif bulduğu görüş ve İstidlalleri de reddetmeyi de İhmâl etmez.
343[343]
e) Mâturldî "Bâzıları, bu âyeti İleri sürerek cuma namazı vaktinde yapılan alış verişen fasid olduğunu söyler. Halbuki bu vakitte alış veriş (cuma ile mükellef olanar İçin de) sahîhdir; fakat mekruhtur. Çünkü âyetteki nehy doğrudan doğruya alış verişi yasaklamak için değil, sadece gaye olan cuma namazına gitmeyi sağlamak için varid olmuştur. Binâenaleyh fesâd ârlz olursa, bu vakitte yapılan alış verişe değil, cuma namazına vaki olur. Yani namazda iken alış veriş yapanın namazı bozulur; alış verişi ise fâsid olmaz344[344]diyor. Ve bu hususta bir hadîs-İ şerifle de istidlalde bulunuyor. Bu âyetten daha başka fıkhı hükümler de çıkarıyor.345[345]
N-Usûl-u Fıkıh:
A) Mâturidî Ve Nesh:
Mâturidî, "Nesh, hükmün intihasını beyândır. 346[346] djyor. Ehl-i kitaptan yahûdîlerin, neshi tecviz etmeyen iddialarını reddeder347[347] Tilâveti mensûh ve hükmü bâk? olan âyetlerle istidlâ! eder. 348[348] Neshin cevazını savunurken, "Amelde olduğu gibi, hükmü mensûh ve tilâveti bakî bulunan âyetlerin tilâvetinden sevâb kazanılır, bunlardan yararlanılır. 349[349] der.
Kur'ân'ın Kur'ân'la, sünnetin sünnetle nesh edilmesinin cevazında ittifak vardır. Hanefîfukahâsı ve daha bâzıları, Kur'ân'ın Kur'ân'la, sünnetin sünnetle olduğu gibi; Kur'ân'ın sünnetle ve sünnetin de Kur'ân'la nesh edilebileceğini kabul ederleri). 350[350]imâm Şafiî ise, Kur'ân'ın sünnetle ve sünnetin Kur'ân'la neshini kabul etmez351[351] Her iki tarafında delilleri vardır352[352]
Mâturidî, bu hususta da Hanefî görüşüne âyetle istidlal ederek, şöyle diyor: 353[353]
Bu metnin daha iyi anlaşılabilmesi için önce, Usûl-i Pezdevî ve şerhi Keşfu'l-Esrâr'dan naklen ilgili açıklamayı özetleyelim:354[354]
"Resûl-i Ekrem Efendimiz, Mekke'de iken, Ka'be'ye doğru namaz kılıyordu. Medîne'ye hicret buyurunca, burada 16 ay355[355]müddetle Beytu'l-Makdîs'e doğru namaz kıldı. (Bütün müslümanlar da tabii ki namazlarını böyle kıldılar). Buna göre, Hz. Peygamber (S.A.S.)'in, Mekke'de iken, Ka'be'ye doğru namaz kılmış olması ya bizim bilmediğimiz bir âyetten istidlâlleriyle olmuştur. Yahut da kendi sünnetleriyle kılmışlardır. Bu takdirde, O'nun hicretten önce Ka'be'ye doğru namaz kılmış olması Kitap ile sabit idiyse; Medine'ye hicretlerinde Beytu'l-
343[343] El-Cumua sûresi, flyet:9.
344[344] ibn Nüceym, sl-Bahru'r-Râik 2:169; Molla Husrev, Mjr'âtu't-Usûl, s.140,146.
345[345] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 77-81.
346[346] Te'vilât, 21a; Molla Husrev, Mİr'âtu'l-Usûl s.370.
347[347] Te'vilât, v.21a, Molla Husrev, Mir'ât, s.370.
348[348] Te'vilât, v.115b.
349[349] Te'vilit, v.21a.
350[350] İbn Hazm ve Zahiriye fukahâsı da bu şıkkı kabul eder. (İbn Hazm, el-lhkâm 4:107).
351[351] İmâm Şafiî, er-Risâlç, s.106; Mir'at, 374.
352[352] Bu hususta da yukarıdaki kaynaklara bakınız.
353[353] El-Bakara sûresi, âyet:i44.
354[354] Abdu'l-Azîz Muhammet) el-Buhârî, Keşfu'l-Esrâr: 3:182.
355[355] Tâberi, bu müddeti 17 ay olarak kaydediyor. (Câmkj'f-Beyân:2:12).
Makdîs'e doğru namaz kılmış olması, Kitâb'ın sünnetle neshi olur. Şayet Mekke'de Ka'be'ye doğru kıldığı namazı sünnetile kıldı ise, Medine'ye geldiklerinde Beytu'l-Makdîs'e doğru kıldığı namazla da sünnet sünnetle nesh edilmiş olur. Çünkü Beytu'l-Makdîs'e doğru namaz kılmak hakkında Kur'ân'da âyet yoktur. Daha sonra tahvî! (el-Bakara Sûresinin 144.) âyetinin nüzûliyle, sünnetin Kitab ile nesh edilmiş olması noktasında ise (yani kıblenin Ka'be'ye tahvilinin bu âyetle sabit olduğu noktasında şüphe yoktur."
Te'vilât'dan aldığımız ilgili metinde görüldüğü gibi, sünnetin kitapla neshi konusunda Hanefî görüşünü kabul ediyor. Bu arada İmâm Şafiî'nin de görüşünü açıkladıktan sonra, O'na karşı, kendi görüşünü, târihî durumdan da yararlanarak, âyetten istidlal ile savunuyor. İmâm Şafiî'nin bu görüşünü reddederken, Mâturidî'nin biraz açık konuşmuş olması câlib-i dikkattir.
Mâturidî, ayrıca Kitâb'ın da sünnet ile neshini benimser ve Te'vilât'da işler. 356[356]
Not: Daha çok fıkhî konulardan olması itibariyle neshi, burada işlemiş olduk.357[357]
b) Te'hiru'l-Beyân:
Şer'î teklif evvelâ mücmel olarak vürûd ederse, bunun sonradan başka bir delîl ile izahı yapılır. Bu mücmel delili izah ve beyânın te'hiri caiz midir?:
Beyan'ın vakti hacetten, yani âmelin vücûbundan sonraya te'hîri bil-ittifâk caiz değildir. Çünkü bu takdirde "teklif mâ lâ yutak" olur.
Beyânın, hitâb vaktinden hacet vakti (âmelin vücûbu vakti)'ne kadar te'hirinin cevazında ise, ihtilâf vardır: Bunu, Hanefî ve Şafiî fukahâsının çoğu caiz görür. Hanefiyye ye Şâfiîyye'den bazıları ile Zahiriye ise caiz görmezler. Bunlara göre, mücmel ile beyânın aynı zamanda vürûdu kabul edilir. Bunlardan herbirinin istidlal ettiği delîlleri de vardırt358[358]
Bu konu ile ilgili olarak Mâturidî'den bir örnek alalım: 359[359]
Mâturidî, "Cenâb-ı Hakk, bu âyette düşünmeyi emrediyor ve düşünüldüğü takdirde, hitapta murâd edilen mânâya vâsıl olunabileceğini beyân buyuruyor. Buna göre, beyan'ın, hitabın vürûdundan sonraya kalabileceği anlaşılır. Binâenaleyh, 360[360] (bu manâda) te'hîru'l-beyân caizdir." diyo361[361]
Mâturidî'nin, burada Te'hîru'l-Beyân'ın cevazına âyetle istidlalde bulunduğunu görüyoruz.362[362]
c) Hazr ve İbâha:
Hazr (yasak)'dan sonra gelen emrin ne hüküm ifâde edeceği hususu, usûl-i fıkıhda ihtilaflı bir konudur:
Hanefîlerce, muhtar olan kavle göre, -hazr'dan önce olsun, sonra olsun-emir vücûbu ifâde eder. Bu gibi emirlerin nedb veya ibâhe iföe etmeleri başka delillerle bilinir.363[363]
Şâfiîyye'den bâzılarına göre ise, emir çoğunlukla hazr'dan önce vücûb, hazr'dan
356[356] Bu hususta bkz.: Te'vilât, v.l15b,116b ve 117a.
357[357] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 81-82.
358[358] El-Amidî, el-İhkûm, 3:41-42; Ibn Hazm, el-lhkim 1:84.
359[359] El-Bakara sûresi, âyet:219.
360[360] Bu hususta başka örnekler için bkz.: Te'vilât, v,554b,731b ve 767b.
361[361] El-Cumuâ sûresi, âyet: 10.
362[362] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 83.
363[363] El-Ahzâb sûresi, âyet:53.
sonra da ibâhe ifâde eder.
364[364]
İmâm Şafiî ve Ebû Mansûr el-Mâturidî'ye göre de, hazrdan sonra gelen emir ibâhe ifâde eder. Molla Husrev ve daha bâzıları, Mâturidî'nin bu görüşünü kitaplarında tasrîh ediyorlar. 365[365]
Biz, bu açıklamayı Te'vilât'tan aldığımız metinlerin daha iyi anlaşılabilmesi için yaptık. 366[366]
Mâturidî, hazr (yasak)dan sonra gelen emrin mutlak olarak ibâhe ifâde edeceğini söyler ve bu hususta ilgili âyetlerle istidlal eder. (Burada konuya âyetlerle istidlal tarzını görüyoruz.) 367[367]
Yukarıda gösterdiğimiz eserlerde, MâturidTnin bu görüşü, bu istidlal tarzıyla sarahaten kendisine izafe ediliyor. Mâturidî'ye nisbet edilen bu görüş, Te'vilâftan aldığımız metinlerle de mutabakat halindedir.368[368] Bu mutabakat, hem Te'vilât'ı, hem de bu eserleri tevsîk etmektedir.
Mâturidî, ikinci metinde yukarıda özetlediğimiz görüşlerin esâsını da isim tasrîh etmeden açıklamıştır. Fakat kendi görüşünü de, bilhassa âyetten istidlal suretiyle belirtmiştir. Buradan, O'nun Cumhuru Hanefiyye'den ayrı bir görüşe sahip olduğu anlaşılıyor.
Mâturidî, Te'vi lâfta icmâ, kıyâs, istihsân v.s. gibi fıkıh ve usûl-i fıkhın çeşitli meselelerini de, âyetlerden istidlal etmek suretiyle işlemiştir. 369[369]Hatta bâzı ahkâm âyetleri üzerinde sayfalarca durur. Âyetten şer'î hüküm çıkarırken, tefsîr yönünü hiç ihmâl etmez.
Görüldüğü üzere Mâturidî, burada âyetten yararlanarak savunduğu usûl-i fıkha ait hükümden istifâdeyle (II. metnin sonunda) âyete mânâ veriyor. Demek ki tefsîrde usûl-i fi ki hd an da yararlanıyor.370[370]
İ- Kelâm
1- Mâturidî "Ebû Yûsuf'un, kelâm ilmine dalmaktan men'ettiği. ve bunun için de âyetinin371[371]zahirinden istidlal
bulunarak, "Peygamber'e sorulan sorulara, Resûl-i Ekrem kâfi miktarda cevap vermiş olduğu halde, Rûh'dan sorulduğunda buna cevap vermemiş ve cevâbını Allah'a bırakmıştır." dediği rivayet olunur." diyor372[372]
Ca'fer b. Harb'in ise. Kelâm ilmi ile meşgul olmayı, Allah'ın âyetiyle373[373]emrettiğini; Ebû Yûsuf'un sadece hayret ve delâlete düşecek şekilde kelâm ilmine dalmayı menetmiş olacağını" söylediğini naklettikten sonra: 374[374]
"İ'tikâdî meseleleri çıkarmak için kelâm ilmine önem vermenin mubah olduğunu375[375]söylüyor.
Esasen Te'vilât, bunun çok açık bir delilidir.
Mâturidî'nin, Kur'ân-ı Kerîm'in bir adının da "Furkân" olduğunu söyledikten sonra,
364[364] Te'vilât, v.l75a.
365[365] El-Cumua sûresi, âyet: 10.
366[366] El-Mâîde sûresi, âyet:2.
367[367] El-Bakara sûresi, âyet:222.
368[368] Te'vilât, v.175a ve 785b. (Aynı metin için ayrıca bkz.: Molla Husrev, Mir'âtu'l-usûl s.55).
369[369] Te'vil&t v.7İ9,780a...
370[370] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 83-85.
371[371] El-İsrâ sûresi, âyet:85.
372[372] Te'vİlât, v.429a.
373[373] En-Nahl sûresi, âyet:125; Te'vİlât, v. 4100,411a.
374[374] Te'vil&t, v. 429a. x) El-Hattb el-Bağdâdî, Şsrefu Eshâbi'l-HadTs s.5, (A.Ü.İ.F. Neşriyatından No:XCI, Ankara, 1971 Doç. Dr. M. Said Hatipoğlu tahkiki).
375[375] Te'vilAt v.14a.
şöyle bir nakil yaptığını görüyoruz:
376[376]
Görüldüğü gibi bu metin suğrâ, kübrâ ve netice vaz'ıyla mantıkî bir kıyâstır.
Mâturidî'nin, Te'vilât'ın bir yerinde cümlesiyle377[377] tesbît edemediğim bir mantık kitabını kast etmiş olacağını, aynı zamanda Te'vilât'in başka bir yerinde de 378[378]demesinden anlayabiliriz. Bundan, Mâturidî'nin mantıka âit eser okuduğunu da istidlal edebiliriz.
Âyete dayanarak Ehl-i Sünnet akidesini tesbît, ve firaku dâlle'nin yanlış görüşlerini redd, Te'vilât'ın çok ehemmiyetli bir yönüdür. 379[379]
Te'vİlât'ta kelâm yönünden Mu'tezile, Havâric, Cebriyye, Kaderiyye, Cehmiyye, Karâmita, Murcie, Naccâriyye, Kerrâmiye, Mücessime, Müşebbihe, Şia, Revâfid, Haşviyye ve Bâtınıyye gibi Firkalardan; ve ayrıca Felâsife, Berahime, Dehriyye Seneviyye, Tenasuriyye, Hulluliyye... ve Ehl-i Ehvâdan.. bahsedelir ve bunların yanlış görüşleri Kur'ân'a dayanılarak reddedilir. 380[380]
Mâturidî, "Bu gibi fiiller (Ta'lîm v.s.) Allah'a izafe edilirse hakikat, Peygamber'e izafe edilirse sebep manâsınadı. 381[381]Yâni Allah sebepsiz olarak öğretir. Ve bu suretle öğrenen mutlaka öğreni. 382[382] İnsanların öğretmeleri ise sebebe dayanır. Öğrenen, öğreticinin öğretmek istediği şeyi öğrenmeyebilir. Allah'ın verdiği ilim ise, iktisâbî değildir; sebebe dayanmaz. İnsanların öğrettiği ilim sebebe dayandığı için iktisâbîdir." diyor.
Mâturidî esbâb-ı ilmi de şöyle gösterir:
Esbâb-ı ilim üçtür:383[383]
1- Müşahede.
2- (Sahîh) haber.
3- Akıl vasıtasıyla bilinenlerle bilinmeyenlere istidlal etmekti. 384[384]
a)- Mü'minlerden kebâir günâh işleyenin Havâric fırkaısına göre kâfir olduğu, Mu'tezile'ye göre ne kâfir ne mü'min olduğu (el-Menzile beyne'I-Menzileteyn) ve el-Hasan el-Basrî'ye göre de münafık olduğu kelâm kitaplarında yazılıdır. 385[385]
Mâturidî, burada bu görüşleri redd ile, kebâir günâh işlemenin Ehl-i Kıble'yi imândan çıkarmayacağı görüşünü âyete dayanarak açıkça isbât ediyor.
Mu'tezile'ye göre, günâh-ı kebâir işleyen kimse tevbe etmeden öldüğü takdîrde cehennemde ebedî kalı386[386]
Mâturidî, "Cenâb-i Hakk'ın, her kötülüğün cezasını sadece işlenin günâh miktarınca vereceğini, işlenen günâh'tan fazla ceza vermeyeceğini bu âyetten anlıyoruz. Ancak Allah'ın bir lütfü olarak, sevabın karşılığı fazla olur. Binâenaleyh mü'min olup da, kebâir günâh işleyen ebedî olarak cehennemde kalacak olsaydı, onun müşrikle bir farkı kalmazdı. Bu takdîrde ya müşrik az ceza görmüş veyahut kebâir işleyen mağdur olmuş olacaktı. (Ki bunda Mu'-tezile'nin savunduğu adalet yoktur), "diyerek, bu noktada âyete dayanarak, meseleyi kısa bir girişle ele alıyor ve güzel bir muhakeme insicâmiyle yukarı-yada bağlayıp neticeye varıyor. Ve böylece mûtezile'nin görüşünü reddetmiş oluyor.
376[376] Te'vilât, v.13a.
377[377] Te'vilât v.767b
378[378] El-Bakara sûresi, âyet:129; Ei-Cumu'a süresi, âyet:2
379[379] Te'vilât v.784a.
380[380] Kur!ârw Kerimde geçen böyle bâzı kelimelerin manâları hakkında Te'vİlât'ta kaide verilir.
381[381] Mâturidf. İlâhî feyzi ve velayeti savunur. (Bkz. Te'vilât v.520b,521a). Fakat Te'vilatta tasavvuf? Tefsire verjnemıştir.
382[382] Te'vilât v.623a (Ayrıca bkz. Te'vilât v.570b).
383[383] Bkz. Necme'd-Dîn Ebû Hafs Ömer ©n-Nesefî, Akâidu'n-Nesefî'nin Şerhi (Sa'de'd-DIn Mes'ûd b. ömer et-Taftazânî'nin) s.19, İstanbul-1304.
384[384] el-Hucurât sûresi, âyet:9.
385[385] Te'vilât v.720a.
386[386] Es-seyyid eş-Şeıîf Alî b.Muhammed el-Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, s.597,lstanbul,1339; Et-Taftazânî. Şerhu Akaidi'n-Nesetiyye s.188-191.
b) Mu'tezile, "kul, fi'linln hâlikidir" de.
387[387]
Mâturidî bu âyetten de istidlal ederek, onların bu görüşünü redd ile ef'âl-i ibâd'da Allah'ın dahli olduğunu gösteriyor. 388[388]
c) Cesedin öldükten sonra çürüdüğünü ve bir daha dirilmeyeceğini, ba'sin ise ancak ruha ait olduğunu iddia edenler vardır. 389[389]
Mâturidî, "Eğer Bâtınıyye'nin bu iddiaları doğru olsaydı, "İnsan, kemiklerini bir araya getiremiyeceğimizi mi zanneder?!" anlamındaki bu âyetteki istifhamın cevâbı "-Evet, Biz onun parmak uçlarını bile düzeltmeye kadiriz." şeklinde olmazdı. Ve eğer ba's-ı cismâniyî İnkâr edenlerin dedikleri gibi olsaydı, Kıyamet sûresinin bu flyetlninin ve bunu tefsîr eden, ayni sûrenin 4. âyetinin manâsı kalmazdı." diyor. Böylece âyete dayanarak ba'sin cismânî olacağını isbflta çalışıyor.
Yâsîn sûresinin 79. âyetinin tefsîrinde de aynı fikir insicâmıyla bu konuyu işleyen Mâturidî, bir takım aklî dediler de zikrediyor.390[390]
K- Hikmet, İlmî İncelikler Ve Hikmetüt-Teşri
a) Hikmet:
"Bir dil iki dudak yaratılmış olmasının, insan için hikmetleri vardır:391[391]
1-Dudaklar ağzı örtsünler de, ağzın içi görünmesin, 392[392]
2- Dil, ağızda saklı kalsın da, lüzumsuz konuşmasın." 393[393]
Bundan Mâturldİ'nln hem cemiyet ahlâkına önem verdiğini, hem de estetik anlayışı olduğunu görmekteyiz. 394[394]
Maturldt, bu ayetten, suyun kendiliğinden dalgalanmadığı, rüzgârın onu hareket ettirerek dalgalandırdığı neticesini de çıkarıyor. Bu da O'nun müsbet İlimlere duyduğu İlgiyi göstermektedir. 395[395]
b) İlmî İncelikler:
Mâturidî, buradaki gun"ü teenniden kinaye olarak alır. Bunun insanlar için teenni ve dikkat tavsiyesi anlamıda taşıdığını söyler. Daha sonra da metinde görüldüğü üzere, bu müddet zarfında yer ve göğün tamamının değil, sadece esâsının yaratıldığını kaydediyor. 396[396]
Böylece ıstıfâ meselesine ve element diye ifâde edilen mefhûma işaret edilmiş oluyor. Bilâhere itibârını kaybetmiş bulunan anâsır-ı erbâadan, Te'vilât'ta söz edilmemiştir.397[397]
Mâturidî, burada "Beş gayb" diye ifâde edilen şeylerden bazılarının insan tarafından da bilinebileceğini; meselâ, ne zaman yağmurun yağacağını, ve insanın hastalığını önceden tahmin etmenin, ana rahmindeki çocuğun kız mı,
387[387] Et-Mutaffifîn sûresi, âyet: 14 Te'vilât v.873a,
388[388] İbn Hazm, el-Mİlei vö'n-Nihal 2:54, Mısır-1317; Şerhu'l-Mevakıf, 515-520; Şerh-İ Akaid, 134.
389[389] El-kıyâme sûresi, âyet:3.
390[390] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 85-88.
391[391] et-Beled sûresi, &yet:9.
392[392] Te'vil&t, v.887a.
393[393] Yûnus sûresi, âyet:22.
394[394] Te'vilât, v.323a.
395[395] El-HadTd sûresi, ftyet:4. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 89.
396[396] Te'vtlât, v.855b.
397[397] Lukmân sûresi, âyet:34.
erkek mi olduğunu bilmenin mümkün olduğunu söylüyor.
398[398]
Ayrıca âyet ve hadîsde belirtilen bilinmeyen tarafın ise, ana rahmindeki çocuğun gerçek hilkati olduğunu, ifâde ediyor. Yağmurun önceden tahmîn edilebileceğini de, Peygamber olan İbrahim (a.s.)'m yalan söylemeyeceği esâsından giderek, Es-Sâffât sûresinin 89. âyetinden istidlal ediyor. Bu âyete, İbrâhîm (a.s.)'ın: "Ben hastayım" değil de, "ben hasta olacağım" dediği şeklinde manâ vererek, O'nun, hasta olacağı hususunda tahminde bulunduğunu kaydediyor. Binâenaleyh yağmurun da Önceden tahmîn edilebileceğini söylüyor. 399[399]
Kıyametin ne zaman kopacağı bilinmez. İnsanın yarın ne kazanacağını ve nerede Öleceğini bilmemesi ise, onu uyanık ve tedbîrli olmaya sevk eder. 400[400]
c) Hikmetti't-Teşrî:
Mâturidî, "Hırsızın elinin kesilmesi, toplum düzenini sağlamak için kendisine verilen dünyevî bir cezadır. Gerçi kıymetinin çok dûnunda bir meblâğı çalanın da eli kesilir. Tatbik edilen ceza ise çaldığı malın değil, yaptığı hırsızlığın karşılığıdır. Nitekim âyette denmemiş, buyurulmuştur." diyor. Demek bu ceza hırsızlığı önlemek içindir.401[401]
Mâturidî, "Sirkatte, hırsızlığı işleyen uzuv el kesildiği halde, zinada «uç âleti olan uzva celde cezası tatbik edilmiyor. Çünkü İslâm hukukunda cezalar suçların tekrar işlenmesini önlemek içindir. Yoksa (suçu İşleyen uzvun) çalışmasını kökten yok etmek için değildir. Nitekim hırsızlıkta, bir el kesildiğinde kalan el onun işinide görebilir. Halbuki tenasül uzvuna celdenin tatbik edilmesi hâlinde, fiil kökten yok edilmiş olur. Bunda (etin kesilmesinde olduğu gibi) aynı işi apacak başka bir uzuv da yoktur." diyor. 402[402]
İslâm hukukunda cezaî müeyyideler, toplum düzenini sağlamak ve suçların işlenmesini önlemek İçindir. Ancak ferdin hayatı ve neslin devamı da büyük önem taşır. Mâturidî, Kur'ân-ı Kerim in bu hususlara önem verdiğini dile getirmiş oluyor.403[403]
d) İbâdetlerde Hikmet:
Mâturidî, ibâdetlerin teşrî hikmetini de işler.
Namaz bütün uzuvların, kalb, zihin ve aklın Allah'a karşı şükrüdür. Zekât ve hacc gibi malî ibâdetler de hem şükür, hem de fukaraya yardım ve imtihândır. 404[404]
Abdest dış temizliği -el, ayak, yüz, göz, kulak, ağız, v.s. gibi uzvların temizliğini- sağlar. İç temizliği de hatırlatır. Günâhların mağfiretine de vesîle olur. 405[405]
Esasen İslâm'da zorluk yoktur; maddî ve manevî temizlik esâstır. 406[406]
"Allah, size zorluk ve darlık vermek istemez; sizin temiz olmanızı ister. 407[407]
Muhakkak ki Allah, tevbe edenleri ve temizlenenleri sever. "408[408]
398[398] El-Buhârî, el-Câmiu's-Sahih. Kitâbu'l-İstiskâ, bâb:28, Kitâbu't-Tetsîr Bâb:35,85; Kitâbu't-Tevhîd, Bâb:4.
399[399] Es-Sâffât sûresi, âyet:89.
400[400] Te'vilât v.572b. M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 89-90.
401[401] En-NÛr sûresi, âyet:,2.
402[402] Tea'vilât, v.496a.
403[403] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 90-91.
404[404] Te'vilât, v.22a,26a.
405[405] Te'vilât, v.178b-179a.
406[406] El-Mâide sûresi, âyet:6.
407[407] l-Bakara sûresi, âyet:222.
Te'vilât, v.35b. Abdu'l-Azîz el-Buhârî, Keşfu'i-Esrâr 3:378 de aynı ibareyi MâturidTden naklen almış ve «nimsemiştlr.
Ebu'l-Mu'în en-Nesefî, Tebslretu'l-Edille, A.Ü.İ.F. Dergisi cilt:4, s*yı:1-2, sayfa:10, Ankara.1955.
Netice
İmâm Ebû Mansûr el-Mâturidî, "Te'vîlâtu'l-Kur'ân"nında:
1-Âyeti âyetle tefsîre çok geniş yer vermiştir. O'nun tefsîrde en çok başvurduğu kaynak budur, âyeti tefsîr ederken ilgili bulduğu âyetleri bir araya toplar, bu âyetlerden istidlal ettiği yönler anlaşılır veya bunları kendisi açıklar. Bu ölçüde âyeti âyetle tefsîr, Te'vîlât'ın bir özelliğidir. İcâbında bâzı âyetleri biribirine bağlayarak da tefsîr ettiği olur. Âyeti izah ederken; âyetten, hadîsden, sahabe ve mukaddem müfessirlerin tefsirlerinden yararlanır. Yeri geldikçe kendisi de geniş muhakemelerde bulunur. Tefsîrde kırâet ve mushaf farklarından yararlanır. Bunlarla görüşlerini takviye ettiği çok olur. Kırâeti lûgata tercîh ettiği yerler vardır. Onun için tefsîrde asi olan Kur'ân 'dır, Bazan kırâet-ı zahireyi ve kırâet-i şâzzeye tasrih ettiği de olur.
2- Mâturidî, âyeti hadîsle tefsîre önem verir. Tefsîrde istidlal ettiği hadîsin sıhhati noktasında çok ihtiyatlı ve dikkatlidir. Haddi, zatında nassa çok bağlıdır. Rivayet edilen hadîsin akl-ı selime de uygun olmasını ister. Hadîsde rivayet bi'l-Manâyı kabule mütemayildir. Bazan hadîsi şerh ettiği de olur. Tevilât'ta çok hadîs vardır. Hadîsin rivayet silsilesini zikrettiği yok gibidir. Kendinden önceki Buhârî ve Müslim gibi meşhur hadîs kaynaklarından bahsettiğine rastlamadım. Haber-i âhâdı, amelî hükümlerde dem olarak kaböl eder. İ'tikâdî hükümlerde kabul etmez. Müslümanlarca ittifakla benimsenen âhâd haberleri amel bakımından mütevâtir hükmünde sayar.O) Te'vîlât'ında hadîslerin sened bakımından kritiğini yapmak itiyadı yoktur.
Haber durumu; asılsız olan İsrâilî, câhili ve İslâmî hikâyelere hiç iltifat etmez. Te'vîlce nakledilen ve fakat delile dayanmayan bu asılsız ve faydasız ıaberieri sık sık reddeder. Kİ bu özellik ve muhakeme, Taberî'de bulunmadığı muahher olmasına rağmen, bu ölçü ve incelik Keşşaf'da da yoktur.
3- Mâturidî, tefsirde Arab'ın isti'mâlinden ve lügat (iştikak, sarf ve nahv) 'dan çok yararlanır. Belagat ilmine de, istilâh tasrîh etmeden, zaman zaman temas eder. Âyetle ilgili noktalan aydınlatır. Lugâtçılardan nakil yapar. Yer yer kendi görüşlerini de, delil göstererek belirtir. Daha çok âyetle lûgata istidlal etmek ister. Lûgata dayanarak, âyeti tefsir eder ve hüküm çıkarır. Şiirle istişhâdı yok denecek kadar azdır. İbn Cerîr et-Taberî'nin tasrîh ettiği gibi lügat ekollerini tasrîh etmemiştir. Gerçi Te'vilât'ın kaynaklan arasında her üç ekolün de temsilcileri vardır. Te'vilat'ta Kur'ân-ı Kerîm'deki söz konusu muarreb kelimelerin münakaşasını yapmamıştır. Te'vîlatta yok denecek kadar çok az farsça kelime vardır.
4 Mâturidî, fıkıhta İmâm A 'zam mezhebini tutar. İmâm A 'zam 'in görüşüne sırası geldikçe âyetle istidlalde bulunur. Bilhassa ahkâm âyetlerini işlerken diğer delilleri de değerlendirmek suretiyle âyet ve konu üzerinde geniş açıklamalarda bulunur. İmâm A 'zam 'm görüşüne katılmadığını açıkça söylediği yer yoktur. İcâb ettiği takdirde O'nun görüşüne karşı direkt olarak çıkmaz. O'nun benimsemediği görüşünü dolaylı olarak belirttiğine ve kendi görüşünü savunduğuna rastlayabildim. Demek ki İmâm A 'zam'a karşı (feyz aldığı kaynağı olduğu için) saygılı olmasına rağmen kendi görüşünü de tesbît etmeyi ihmâl etmez. Bundan ve daha başka örneklerden, O'nun fıkıhta da görüş sahibi olduğu anlaşılır. Benimsemediği başka fıkhî görüşleri açıkça ve delile dayanarak yerine göre bâzan ta 'rîz de yaparak reddeder.
Mâturidî'nin fıkıh ve usûl-i fıkıhda görüşleri vardır. Nitekim bu fıkıh ve usûl-i fıkıh
408[408] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 91-92.
kitaplarında da belirtilmektedir. Tesbît edebildiğim kadarıyla bunlar, 7e'-vîlatla mutabakat halindedir.
Fıkıh ekollerinden Ehl-i Medine'yi bir kaç defa, mu'tezîle fıkhını da buna nisbetle daha fazla tasrîh ettiği olmuştur. Mu'tezile fıkhının yanlış bulduğu görüşlerini delil göstererek reddeder. Diğer fıkhı ekollere, ekol isimlerini tasrîh ederek, temas ettiğine Te'vîlatta rastlayamadım.
5- Mâturidî, Ehl-i Sünnet akidesini tesbît ve tahkim için kelâm ilmiyle iştigal etmeyi âyete dayanarak kabul ve müdâfaa eder. Ebû'l-Hasan el-Eş'ari'nin, te'vilat'ta ismizikredilmediği gibi, Mâturidî'nin Kelâm'da Eş'ari'ye tabi olmadığı Te'vllât'ından da anlaşılabilir.
Mâturidî, Ehl-i Sünnet akidesine, âyetten çok ve ikna edici istidlallerde bulunur. Aklî ve nakil delillerle bunu takviye eder. Ehl-i Sünnet akidesi bakımından âyeti yanlış tevcih edenlere, âyetin gerçek tefsirini aklî ve nakil delillerle ortaya koymak suretiyle cevap verir. Ehl-i ehvâ, ehl-i kitap ve firak-ı dâlle'nin (bilhassa Mu'tezile'nin) muhalif bulduğu görüşlerini reddetmek için âyetten imkân arar ve bunları akl ve nakl ile cerh etmeye çalışır. Mâturidî, Ehl-i Sünnet'in Eş'arîgibi Kelâm İmamıdır. Mantık ilmine dair eser görmüş olduğu ve tefsirde bu ilimden de yararlandığı Te'vîlatından anlaşılabilir. Müsbet ilimlere
karşı da ilgisi vardır. Velayete saygılıdır. Bununla beraber tasavvuf! tefsire hiç yer vermemiştir.
6- Mâturidî, tefsirde gerekli ilimlerden yararlanır. Ayetin muhtemel manâlarım (bâzan da naklen) sıralar. Delil bulursa tercih eder. Bunlardan reddine delîl bulduklarını reddeder Diğerlerini ise, meskût geçer. İcâbında kendi kaynaklarından bile bâzı görüşleri, delile dayanarak reddettiği olur. Şu halde Mâturidî, sırf nakletmekle yetinmez. Yerine göre bunları bulduğu delillerle muhakeme eder. Delilin kuvvetine göre karar verir. Te'vilât'ın fikir insicamı ve fikir birliği tamdır. Mâturidî, âyetten kelâm, fıkıh ve lûgata dair hükümler çıkardığı gibi, imkân bulduğu kadar daha başka kaideler, mutlak hükümler de çıkarır. Bununla beraber Te 'vîlât bir tefsir kitabıdır. Mâturidî, Kur'ân 'in tefsirine ve manâsının anlaşılmasına büyük önem verir. Te'vîlât dirayet tefsiridir. Mâturidî, Te'vilâtta rivayet ve dirayete hakkını vermeye dikkat eder. Aklı ve nakli birleştirmedeki bu gücü, Te'vîlâtında bilhassa özellik arz eder.
Ebu'l-Mûln en-Nesefl'nin de kendisinden önce yazılan tefsirlerden çok üstün nitelikte olduğunu tasrih ettiğK2) ve bizim de bu çalışmamızla hakkında aynı sözleri tekrarlamak durumunda bulunduğumuz, Müfessirimiz Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâturidl(Ölm. 333/944)'nin (Allah O'na rahmet eylesin) bu güçlü tefsirinin tamamının neşr edilmesiyle ilim âleminin istifâdesine sunulması ve işlenmesi, tefsir ilmine (bugün için dahi) etkili ve büyük bir hizmet olacaktır.409[409]
BİBLİGRAYFA
Abdu'l-Azîz Muhammecl el-Buhârî, Keşfu'l-Esrâr Şerhu Usûli'l-Pezdevî, İstanbul, 1308 (4 cilt).
Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Ebu'l-Berekât, Medâriku't-Tenzîl ve Hadâiku't-Te'vîl (Tefsîru'n-Nesefî), İstanbul, 1318 (4 cilt).
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Mısır, 1313 (6 cilt).
Alâu'd-Dîn es-Semerkandî, Muhammed b. Ahmed, Ebû Bekr, Tuhfatu'l-Fukahâ, Dimaşk Dâru'l-Fikr Matbaası, 1964 (3 cild).
Alâu'd-Dîn es-Semerkandî Muhammed b. Ahmed Ebû Bekr, Şerhu't-Te'vilâti'l-
409[409] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 92-94.
Mâturidî (Yazma, Süleymaniye - Hâmidiye Ktp. No: 176).
El-Âlûsî Muhammed b. Ahmed b. Abdillah el-Husaynî, Rûhu'l-Meânî fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Azîm ve's-Sabi'l-Mesânîğ, Beyrut, (et-Tibâatu'l-Münîre, 30 cüz).
El-Âmidî Seyfu'd-Dîn Ebu'l-Hasan, el-İhkâm fî Usûli'l-Ahkâm, Mısır 1914 (4 cild).
Âsim Efendi, Kâmûs Tercemesi, İstanbul, 1305 (3 cild).
EI-AynîBedru'd-Dîn, UmdafuV-KârfŞerhu's-Sahîhi'l-Buhârî, İstanbul, 1308 {11 cilt).
Bağdatlı İsmâîl Paşa, Hediyetu'l-Ârifîn Esmâu'l-Muellifîn ve Âsâru'l-Müsanniftn, İstanbul, 1951-1955 (2 cilt).
El-Buhârî Muhammed b. İsmâîl el-İmân, El-Câmiu's-Sahîh, İstanbul 1315 {8 cilt).
Brockelmann Cari, Geschichte der Arabischen Litteratur, Leiden 1944-1949. Supplementbande, Leiden 1937-1942.
El-Beyâzî, İşârâtu'l-Merâm min İbârâti'l-İmâm, Mısır 1368/1949 (Mâtuhdî'nin hayatının kaynaklarında da geçti).
El-Beyhakî Ahmed Ebû Bekr b. el-Husayn, Es-Sünenu'l-Kubrâ, Haydarâbâd, 1344(11 cilt).
El-Cassâs Ebu Bekr Ahmed b. Ali-er Râzi, Ahkâmu'l Kur'ân, İstanbul 1335 (3 cilt).
El-Cezerî Muhammed b. Muhammed, Şerh'u Tayyibeti'n-Neşr fi'l-Aşr (Mûsâ Cârullah'ın şerhi), Kâzân, 1912. (2 cilt)
EI-DâvûdîŞemsü'd-Dîn Muhammed b. Alî, Tabakâtu'l-Mufessinn, Kahire, 1972 (2 cilt).
Ed-Dihlevî Şâh Veliyullah b. Abdi'r-Rahîm, e/-/reyzu7-Keö/r(Rrûzâbâdî'nin Sifru's-Sâde's\ri\n kenarında), Mısır 1295.
Ed- Dimyatı Abdu'l-Ganî Ahmed b. Muhammed, İthâfu Fudâlâ'-I-Beşer fj'l-Kjrââti'l-Erbaa Aşar, Mısır, 1317.
Ebu'l-Bekâ el-Ukburî, İmlâu Mâ Menne bihi'r-Rahmân, Kahire 1961 (2 cilt).
Ebû Dâvûd Süleyman b. el-Eş'as es-Sicistânî, Es-Sünen (Sahîhu Suneni'f-Mustafa), Mısır, 1348 (1371/1952), (2 cilt).
Ebu'l-Mu'în en-Nesefî Meymûn b. Muhammed, Tebsiretu'l Edille (Yazma, Nuruosmaniye Ktp. No: 2097).
Ebu'l-Mu'în en-Nesefî, Meymûn b. Muhammed, Tebsiretu'l-Edille'sinden, Prof. Muhammed Tâvît et-Tancî tarafından tesbît edilen Mâturidî'nin hayatı, ilmî çevresi ve eserleriyle ilgili Metin, (A.Ü.İ. Fakültesi Dergisi 1955,C4, S.2).
Ebû Ubayda Ma'mar b. el-Müsennâ et-Teymî, Mecâzu'l-Kur'ân, Mısır 1954 - 1962, (2 cilt).
Ekmelu'de-Dîn el-Bâbertî, Muhammed b.Mahmud, Şerhu'f-Kinâye ala'l-Hidâye (Fathu'l Kadir kenarında), Mısır, 1315 (2 cilt).
Fahre'd-Dîn er-RâzîMuhammed b. Hatibi'r-Reyy Ebû Abdillah, Mefâtîhu'l Gayb (Tefsîru'l Kebîr), İstanbul, 1308 (4 cilt)
Ekmelu'd-Dîn el-Bâbertî, Muhammed b. Mahmûd b, Kemâle'd-Dîn Ahmed, Kitâbu Şerhi Vasiyyeti'l-İmâm Ebû Hanîfete'n-Nu'mân, Mısır, 1327.
Ekmelu'd-Dîn er-Râzî Muhammed b. Mahmûd, Şer'ut-Kinâye ala'l-Hidâye (Fathu'l-Kadîr kenarında), Mısır, 1315 (2.C.).
Fahre'd-Dîn er-Râzi Muhammed b. Hatîbi'r-Reyy Ebû Abdillah, Mefâtihu'l-Gayb (Tefsîru'l-Kebîr), İstanbul, 1308 (8 cilt).
Fahru'l-İslâm el-Pezdevî Alî b. Muhammed, Usûl-ı Pezdevî (Kenzu'l-Vüsöl ilâ Marifeti'I-Usûl), İstanbul, 1308 (4 cilt, Keşfu'l-Esrâr kenarında).
El-Ferrâ Ebû Zekeriyyâ Yahya b. Zeyyâd, Meâni'l-Kur'ân, Kahire, 1955 (3 cilt).
El-Hatîbu'l-Bağdâdî Ebû Bekr Ahmed b. Aff, ŞerefuAshâbi'l-Hadîs, (A.Ü.İ.F. yayınlarından No: XCI, Doç. Dr. M. S. Hatipoğlu tarafından tahkîk edilmiştir), Ankara, 1971.
El-Hatîbu'l-Bağdâdî, Kitâbu'I-Kifâye fî Hmi'r-Rivâye, Haydarâbâd, 1357. Hayru'd-
Dîn ez-Ziriklî, el-A'lâm, Kâmûsu Terâcim, Beyrut 1969, (12 cilt).
İbn Cerîr et-Taberi Ebû Ca'fer Muhammad b. Cerîr, Câmiu'l-Beyân an Te'vîliÂyi'l-Kur'ân, Mısır, 1324/1954 (30 cilt).
İbn Ebî Dâvöd, Kitâbu'l-Mesâhif (A. Jeffery tarafından Materials tor the History of the Text of the Kur'ân (Materials) olarak neşredilmiştir.), Leiden, 1937.
İbn Ebî Şerîf Kemâlu'd-Dîn Mubammed b. Muhammed, El-Musâmere Şerhu'l-Musâyere, Mısır, 1317.
İbnu'l-Esîr, En-Nihâye fi Garibi'I-Hadî$, Mısır, 1322 (4 C).
İbnu'l-Esîr İzzu'd-Dîn Ebu'l-Hasan AH b. Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma'rffef/'s-Sanâbe,Tahrân, 1377 (5 cilt).
İbn Hacer el-Askalânî, Tehzibu't-Tehzîb, Haydarâbâd, 1325-7 (12 cilt).
İbn Hazm Ebû Muhammed Alî b. Ahmed, el-İhkâm fî Usûli'l-Ahkâm, Mısır, 1345 (Üç cildi bir arada iki kıt'a halinde 8 cilt).
İbn Hazm Ebû Muhammed Âlî b. Ahmed, Kitâbu'l-Fasl fi'1-MHefve'l-Ehvâ' ve'n-Nihal, Mısır, 1317, (6 cilt).
İbn Hişâm, Muğni'l-Lebîb an Kutubi'l-E'ârîb, Mısır (?), M.M. Abdu'l-Hamîd Tahkîkî (2 cilt).
jbnu'l-Kâsıh, Şerhu'ş-Şâtıbiyye, Mısır, 1304.
İbn Kutlubuğa Kasım, Tâcu't-Terâcim (Yazma, Ayasofya 3451).
İbn Kuteybe Ebû Muhammed Abdullah b. MüsVım ed-Dineverî, El-Kurtayn (Bu eser, Muhammed b. Ahmed b. Mutarrif el-Kinânî el-Kurtubî Ebû Abdil-lah (387-454/997-1062) tarafından, İbn Kuteybe'nin Te'vîlu'l-Kur'ân'ı ile Garîbu'l-Kur'ân'ı bir araya getirilmek suretiyle meydana getirilmiştir), Mısır, 1355 (2 cilt).
jbn kuteybe, el-Meârif, Beyrut, 1970
İbn Kuteybe, Te'vîlu Muşkili'l-Kur'ân, Kahire, 1954.
Jbn Mâce Muhammed b. Yezîd, Es-Sünen, Kahire, 1372/1972 (2 citt).
İbn Nedîm, el-Fihrist, Beyrut, 1964.
İbn Nücemy Zeynu'l-Âbidîn el-Mısrî, El-Bahru'r-Râik fi Şerhi Kenzi'd-Dekâik,M\s\r, 1311 (8 cilt).
İbn Teymiyye el-HarrânîTakiyyu'd-Dîn Ebu'l-Abbâs ahmed b. Abdi'l-Halîm, Mukaddime fi Usûli't-Tefsîr, Dımeşk 1936.
İbn Sa'd Muhammed, Et-Tabakâtu'l-Kubrâ, Beyrut, İ957-1960 (9 cilt).
islâm Ansiklopedisi.
İsmâîl Hakkı el-Bursavî, Rûhu'l-Beyân, İstanbul, 1285 (4 cilt).
İzmirî, Süleyman el-İzmirî, İzmirî ala't-Mir'ât, Mısır, 1262 (2 cilt).
El-Kâşânt Alâu'd-Dîn Ebû Bekr b. Mes'ûd, Bedâyiu's-Senâyi, Mısır, 1327 (7 cilt).
Kâtip Çelebî, Haci Halîfe, Keşfuz-Zünûn an Esâmi'l-Kutub ve'l-FünÛn, İstanbul, 1941-1949, (2 cilt).
EI-KestefîMuslihu'd-Dtn Mustafa, Şechu't-Akâidi'n-Nesefiyye, Kahire, 1326.
El-Kirmânî Şihâbe'd-Dîn Ahmed b. Yahya b. Muhammed eş-Şâfiî, Mesâliku'l-Ebsâr fî Memâliki'l-Emsâr (Yazma, Ayasofya: 3419).
El-Kuhustânî, Şemsu'd-Dîn Muhammed, Câmiu'r-Rumûz, İstanbul, 1299, (2 citt).
El-Kuraşî Abdu'l-Kadîr b. Ebi'l-Vefâ Muhammed, el-Cevâhiru'l-Mudîe fî Tabakâti'l-Hanafiyye, Haydarâbâd, 1332 (2 cilt).
El-Kurtubî Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî, El-Câmî Li-Ahkâmi'l-Kur'ân, (Matbaatu Dâri'l-Kutubi'l-Mısriyye). (20 cilt).
El-Leknevî Muhammed b. Abdi'l-Hayy, el-Fevâidu'l-Behiyye fî Terâcimi'l-Hanefiyye, Mısır, 1324.
Ma'mer b. Râşid, Kitâbu'l-Câmi, (Yazma A.Ü.D.T.C.F. ktp. İsmâîl Sâib Sen-cer kolleksiyonu No: 2164; Feyzullah Efendi Ktp. No: 541).
El-Mâturidî, Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd e I-İmâm, Kitâbu't-Tevhîd, (Beyrut 1970), Dr. Fethullah tahkîk ve neşri.
Molla Câmî Abdu'r-Rahmân el-Câmi, Molla Cami Şerhu'l-Kâfiye, İstanbul, 1318.
Molla Fenârî Muhammed b. Hamza el-Fenârî, Fusûlu'l-Bedâyi fî Usûli'ş-Şerâyi', İstanbul, 1289, (2 cilt).
Molla Fenârî, Muhammed b. Hamza el-Fenârî, Aynu'l-A'yân (Tefsîru'l-Fatiha), İstanbul, 1325.
Molla Hüsrev, Mir'âtu'l-Usûl fî Şerhi'I-Vüsûl, İstanbul, 1312.
El-Murtazâ Ahmed b. Yahya, Tabakâtu'l-Mu'tezîte, Beyrut, 1961.
El-MercânîŞihâbu'd-Dîn b. Behâu'd-Dîn, Haşiyeaia'l-Celâl(ed-Devvânî), İstanbul, 1307.
El-Munâvî Abdu'r-Raûf, Feyzu'l-Kadîr Şerhu Câmiu's-Sağîr, Mısır, 1356/1938 (6 cilt).
Müslim b. el-Haccâc Ebu'l-Husayn el-Kuşayrî, el-İmâm, el-Câmiu's-Sahih, (Mısır-Muhammed Alî es-Subh matbaası).
Râğıb el-İsbahânî, el-Mufredât fî Garîbi'l-Kur'ân, Mısır, 1324.
Seyyid Şerîf el-Curcânî Alî b. Muhammed, Şerhu'l-Mevâkıf, İstanbul, 1399, (2 cilt).
Es-Sibâî Dr. Mustafa, Es-Sünnetu ve Mekânetuhâ fi't-Teşrî'il-İslâmî, Kahire, 1961.
Es-sem'ânî Ebû Sa'd Abdu'l-Kerîm b. Muhammed el-Mervezî, Kitâbu'l-Ensâb, Leiden, 1912.
Es-Süyûtî Celâlu'd-Dîn, Tabakâtu'l-Mufessirîn, Tahran, 1960.
Es-Süyûtî, Celâlu'd-Dîn, el-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Mısır, 1279, (2 cilt).
Es-Süyûtî Celâlu'd-Dîn, Buğyâtü'l-Vu'ât fî Tabakâti'n-Nahviyyîn ve'n-Nuhhât, Mısır 1965, (2 cilt).
Es-Süyûtî Celâlu'd-Dîn, ed-Dürru'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr, Mısır, 1314 (6 cilt).
Eş-Şâfiî, Muhammed b. İdrîs el-İmâm eş-Şâfiî, er-Risâle, Kahire, 1309.
Şemsu'l-Eimmete's-Serahsî, el-Mebsût, Mısır, 1323, (30 C). Matbaatu's-Seâde.
Şeyh-zâde Muhammed Muhyi'd-Dîn b. Mustafa Muslihu'd-Dîn, Haşiye alâ Envâri't-Tenzîl li'l-Beydâvî, İstanbul, 1282 (4. C).
Şeyhî-zâde Abdu'r-Rahmân b. Muhammed, Nazmu'l-Ferâid ve Cemu'l-Fevâid fi Beyâni'l-Mesâili'l-letî Vak'a fîha'l-İhtilâfu Beyne'l-Mâturidiyyeti ve'l-Eş'ariyye fi'l-Akâid, Mısır, 1317.
Et-Taftazânî Sa'du'd-Dîn Mes'ûd b. Ömer, Şerhu'l-Akâidi'n-Nesefi, İsbtan-bul, 1304.
Et-Taftazânî Sa'du'd-Dîn Mes'ûd b. Ömer, Muhtasaru'l-Meânî, İstanbul, 1960.
Et-Tahânevî muhammed Alî, Keşşâfu İstilâhâti'l-Funûn, İstanbul, 1317, (2 cilt).
Takiyyu'd-Dîn et-Temîmî, Et-Tabakâtu's-Seniyye fîTerâcimi'l-Hanefiyye, (Yazma, Ayasofya No: 3295; Süleymaniye No: 829).
Taşköprü-zâde Kemâlu'd-Dîn Ahmed b. Mustafa, Mavzûatu'i-Ulûm, İstanbul, 1313, (2 cilt).
Taşköprü-zâde Ahmed b. Mustafa Kemâlu'd-Dîn, Miftâhu's-Seâde ve Misbâhu's-Siyâde, Haydarâbâd, 1329.
Et-Tirmizî Muhammed b. İsâ el-Bûgî, el-Câmiu's-Sahîh (Sunenu't-Tirmizî), Kahire, 1350-1353, (5 cilt).
El-Ucaylî Süleyman b. Ömer eş-Şâfiî, el-Fütûhâtu'l-İlâhiyye bi-Tavdîh Tefsîri'l-Celâleyn li'd-Dakâiki'l-Hafiyye (Tefsîru Cemel), Kahire, 1357, (4 cilt).
Yakut b. Abdullah Şihâbu'd-Dîn el-Hamawî, İrşâdu'l-Erîb ilâ Ma'rifeti'l-Edîb (Mu'cemu'l-Udebâ), Mısır, 1923-1930, (7 cilt).
Ez-Zebîdî Es-Seyyîd Murtazâ Muhammed b. Muhammed el-Husaynî, eş-Şehîr bi-Murtazâ ez-Zebîdî, İthâfu's-Sâdeti'l-Muttakîn bi-Şerhi Esrâri İhyâu Ulûmi'd-Dîn, Kahire, 1311, (10 Cilt).
Ez-Zubeydî Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasan, Tabakâtu'l-Luğaviyyîn ve'n-
Nahviyyîn, Mısır, 1954.
Ez-Zehebî Muhammed b. Husayn Şemsu'd-Dîn, Mîzânu'l-I'tidâl, fîNakdi'r-Ricâl, Mısır, 1325, (3 cilt).
Ez-Zemehşerî Mahmûd b. Ömer, el-Keşşâfan Hakâiki't-Tenzîl ve Uyûni'l-Ekâvîl fî Vücûhi't-Te'vîl, Mısır, 1318, (3 cilt).
Ez-Zerkeşî Bedru'd-Dîn Muhamr d b. Abdillah, et-Burhân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Mısır, 1957, (4 cilt).410[410]
410[410] M. Ragıp İmamoğlu, İmâm Ebû-Mansûr El-Mâtüridî ve Te’Viltu’l-Kut’an’daki Tefsir Metodu, Diyanet İşleri Yayınları: 95-99.